Kükürt

kukurt

(Sulphur)

Kimyasal Özellikleri: Kükürt limon şansı renginde olup özel lezzet ve kokuya saliptir. Çöktürülmüş kükürt ise sarımsı beyaz ince bir toz olup su, alkol ve eterde çözünmez, karbon sülfürde çözülür.

Kullanılışı: Kükürt halk arasında hem içerden, hem de dışardan kullanılır. Uyuz, ekzema ve kaşıntı tedavisinde yeri vardır.

Kükürt çok eski zamanden beri tıpta ve özellikle deri hastalıklarında geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Bazı maden sularının bileşiminde kükürt bulunduğuna göre, bu Önemli droğun tetkikini maden sularının geçmişi ile birlikte incelemek gerekir. Kükürt eski Mezopotamya’da ve eski Mısır’da bilindiği gibi uyuza ve diğer bazı deri hastalıklarına karşı kullanılırdı. Yine eski Yunan’da mineral sularla tedavi kürlerinin hangi mevsimlerde yapılması gerektiği ve banyo sırasında dikkat edilecek noktalar bilinirdi. Bu devirde maden sularının şifalı etkileri ilahi bir kudrete bağlanırdı. O zamanlarda kaplıcalara gitmek bir çeşit dini ayin idi ve tedavi din adamlarınca idare edilirdi.

Eski Roma’da ise kükürt yine deri hastalıklarında kullanılırdı. Örneğin Roma’lılar Balneolojiye yalnız tedavi cephesinden değil, aynı zamanda mimari ve kaptaj tekniği bakımından da sağlam bilgiler getirdiler. Mettler, kükürt banyolarının Roma’lı Celsus’a (M.S. 3-64) dayandığını bildirir. Yine bir Roma’lı hekim olan Scrİbonius Largus (M.S. 1. y.y) “De Compositione Medicamentorum” adlı eserinde kükürtten sözeder. Böylece eski Roma’lıların eski Yunanlılardan alarak geliştirdikleri balneolojik bilgileri daha sonra başka ülkeler biraz daha ileri duruma getirdiler.

Ortaçağ Avrupa’sında ise kaplıca din adamlarınca idare edilirdi ve rahipler kaplıca hekimliği görevini görürlerdi. Rönesansın başlangıcında ise Balneoloji ilmi bir süre durakladı. Çünkü katolikler ahlaki gayelerle banyo uygulamasını yasaklamışlardı.

18. yüzyılda ise Hidroloji, ilmi ve hukuki temellere dayanmağa başladı. Ampirizm yolu terkedilerek maden suları kimyasal, fiziksel ve biyolojik usullerle standardize edilmeye başlandı. 19. yüzyılda ise kaplıca hekimleri bazı dernekler kurarak bu konuyu derinliğine incelediler ve Tıp Akademileri nbbi suların kontrolünü ele aldı.

Osmanlı tıbbında da zaman zaman kükürt tedavisinden söz edilmiştir. 16. yüzyılda Hekim Nidâî, kükürdü kaşıntı tedavisinde kullandı. 1774 tarihli bir aktariye defterinde ise, kaya kükürt, çubuk kükürt, magrib kükürdü, kükürt çiçeği ve kastamonî kükürt olarak beş tip drog kayıtlıdır. 19. yüzyılda Dr. Mehmet Nuri de droğun deri ve akciğer hastalıklarında toz, kurs ve macun şekillerinde kullanıldığını yazmaktadır. İlk kodekslerimizden Düstur al-Edviye’de ise baston, değnek ve san toz olmak üzere üç şekil kükürt yazılıdır. Sarı toz şeklindeki kükürde kükürt çiçeği denir. Şerafettin Mağmumi, Kanıus-u Tıbbi (1911) adlı esekinde droğun pomad şeklinde deri hastalıklarında kullanıldığını yazmıştır.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- Uyuz ve ekzema tedavisinde 100 gr. toz kükürt ve 2, 5 gr. telli mürdesenk (Piumbi Monoxidum), zeytinyağı (Oleum Olivae) ile karıştırılır ve dışardan pomat şeklinde kullanılır.
2- Uyuza karşı 300 gr. mangal külü, 200 gr. kükürt tozu ile karıştırılır, zeytinyağı ile pomat şeklinde hazırlanır. Arap sabunu ile yıkanan uyuzlu hasta, sabah, akşam bu pomattan sürünür.
3- Yine uyuzda, iki çorba kaşığı kükürt, meşe külü ile kanşunlır, sonra bu karışım su dolu bir tenekeye konarak kaynatılır ve ayazda bekletilir. Hastalar onikİ saat süre ile bu suyu vücutlarına sürerler.
4- Yanık tedavisinde bir miktar kükürt kireçle karıştırılır ve pomat şeklinde deriye sürülür.
5- Drog, ekzema ve kaşıntı tedavisinde içerden de kullanılır. Bunun için 5 gr. kükürt, 50 gr. kırım tartar (Potassi bitartras) ve 50 gr. nöbet şekeri dövülür ve karıştırılır ve bir miktar su ile yutulur.
6- Allerjiye karşı toz kükürt, leblebi unu veya bal ile karıştırılır veya suda eritilir, sonra hastaya yedirilir.

Modern Tıptaki Yeri: Gerçekten kükürt deride sülfür, alkalik disülfür ve pentationik asit şekline geçerek uyuz, pediküloz (bidenme) ve derinin bütün mikotik enfeksiyonlarında parazitisit ve fungisit etki gösterir. Kükürtün tedavideki ikinci bir etkisi de keratolitik etkidir ki bu nedenle psoriasis, sebore, bazı ekzemalar gibi paraziter ve paraziter olmayan deri hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Ağızdan alınan kükürt, barsakta kükürdü hidrojen ve sülfürlere dönüşür. Bu maddeler ise barsak duvarının nöromüsküler kısmını etkileyenek çok hafif stimülasyon yapar ve peristaltizmi arturırlar. Bu yüzden kükürt folklorik tıpta olduğu kadar, modern tıpta da kullanılır.

Dermatolojide günümüze kadar çeşidi şekillerde içerden, paranteral ve dışardan lokal olarak kullanılan kükürdün pratik yararları ortadadır. Gougerot “kükürt dermatolojide vazgeçilmez bir elemandır. Yokluğunda doldurulması olanaksız bir boşluk meydana gelir” demekle bu elemanın önemini vurgulamıştır. Ancak kükürdün lokal etki mekanizması henüz kanlılıktır ve yeni çalışmalar konuya aydınlık getirememiştir.

Günümüzde kükürt, parazitisid (gale), antiseptik (piyodermitler ve mikrobien dermo epidermitler), antiseboreik (sebore, alopesi, akneler) ve keratolitik (psoriasis, epilatuar v.b.îarı) etkileri nedeniyle deri hastalıkları tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Derinin paraziter hastalıkları tedavisinde, özellikle uyuz tedavisinde kükürt her zaman güvenilir bir tedavi maddesi olmuştur. Bu antiparaziter etkinin keratoplastik etkisi ile olduğu üzerinde genel kanı vardır.

Eskiden beri alışılmış olan “standart metodlar” in uygulamada birbirlerinden farldarı varsa da, hepsinin temeli yine Arap sabunu ve Kükürt merhemiyle yapılan Fransız “Frot usulü”nden ibarettir. Bu usulde 30 dk.’lık banyo ve frotman özellikle siyon ve veziküllerin yumuşayarak açılmasına neden olmaktadır. Daha sonra deriye uygulanan çeşidi antiskabiyo merhemlerin çoğunun bileşiminde kükürt vardır.

Fransız ekolünün sık kullandığı Helmerich pomadında kükürt (soufre sublime), Fournier usulünde (fleur de sougre) şeklinde kullanılmıştır. Wilkinson pomadı, bugün Flebra’rın tarif ettiği kompozisyonda olmasa bile günümüzün en güvenilir tedavi preparatı olarak değerini korumaktadır.

Ehlers-Milian’ın polsulfure de potassium’lu merhemi bir zamanlar antigale pomad olarak çok kullanılmıştır. Yine eskilerde çok kullanılmış bulunan Vlemingkx solüsyonu, huile de cade, vaselin gibi maddelerin sarfiyatını korumak amacıyla günümüzde de kullanılabilir.

1967 tarihinden itibaren uyuzlu hasta sayısının giderek artması üzerine, Sağlık Bakanlığı bu hastalığın korunma ve tedavisi konusunda bir duyuru yayınlamıştır. Önerilen reçete örnekleri kükürt ve katran esasına dayanmakta olup kükürt (soufre Precipite) şeklinde kullanılmaktadır.

Piyodermit ve mikrobien dermo epidermitler, Stafilokok enfeksiyonları (folikülit, akne, fronkül v.s.) ile streptokok enfeksiyonları (impetigo, ektima) ında kükürdün antiseptik etkisi klasiktir. Bu etki, oluşan az miktardaki gaz sülfürler (S02) ile açıklanır. Genel olarak kükürt diğer antiseptikler ile birleştirilerek kullanılır. Ünlü Dalibour suyu ve pomadı böylece oluşturulmuştur.

Yüzeysel ve derin mikozlarda kükürdün özel bir eüdsi bulunduğu sanılmaktadır, ancak yararlı bir yardımcı olabilir.

Sebore ve seboreik dermatozlar: Dermatolojinin bu büyük gurubu içinde kükürt, lokal tedavinin temel ve vazgeçilmez bir elemanıdır. Kükürt keratoplastik etki ile püstüllerin açılıp boşalmasını sağlar. Seboredeki etkisi salgılama üzerine doğrudan etki yanında büyük bir olasılıkla folikül ağızlarında yığılmış mikroparazitlere antiseptik etki yapmaktır. Kükürdün ne zaman keratolitik ve ne zaman keratoplastik etid edeceği dozuna veya etki süresine bağlı değildir, ancak derinin reaksiyonuna tabidir. Kükürdün optimal etkisi alkali reaksiyonda daha belirgindir. Bu bakımdan akut iltihabı şekillerde kullanılması aknenin fenalaşmasına neden olur.

Çeşidi uygulama şekilleri arasında, pülverizasyon, lokal banyo veya pansuman şeklinde kükürt özellikle mineralli sular veya kolloidal kükürdü şekillerde kullanılırlar. Sabouraud’un etkili bir formüldür.

Soufre precipite lave    1-5 gr.
Alcool camphre    10 gr.
Glycerine    5 gr.
Eau distillee    50 gr.

Pudra halindeki kükürt emici ve kurutucudur. Kükürt epidermi tahriş ettiğinde dozu azaltılır ya da katranlı veya ihtiyollü preparat ile değiştirilir.

Kükürdün seborede içerden olarak kullanımı çok tartışmalıdır. Bal içinde, pilül olarak 0.005 gr. Günde 2-4 adet aylarca alınması önerilmiştir. Kükürdü maden sularının alınması da lokal edciyi güçlendirir. Termal kükürt kronik ve bilhassa sebore zemininde gelişen ekzemalarda iyi etki eder. Bir maden suyuna  I kükürtlü karakteristiğini verebilmek için bileşiminde   j en az 1 mgr/litre titre edilebilir kükürt bulunmalıdır. Kükürtlü sular diğerlerinden daha yüksek sıcaklıkları ve çürük yumurtayı andırır kokuları ile farkedilirler. Seborede ve kronik iltihaplı hastalıklarda   \ kuvvetli kükürtlü suların kullanılmasına karşın akne rozasede hafif sular tercih edilir.

Akne vulgaris tedavisinde kükürt en yararlı ilaç olarak kabul edilmekte idi. Darier, kükürdü ve kamfr’lı losyonlar ile friksiyonlardan yararlanıldığını ve bu losyonlardan sonra sabahlan medikamantöz bir sabunla (yine kükürtlü) yıkanılmasının ve ardından kükürdü bir pudranın uygulanması ile yaratın arttınlacağını bildiriyordu. Hatta ciddi ve inatçı vakalarda kuvvetli ve şiddetli eksfoliyan (şelkür) olarak uygulanan metodlar da yüksek oranda soufre içeren pomadlar ile yapılıyordu. Aşağıda örnek olarak verilen formüller hastanelerde ve kliniklerde özellikle uzman doktor tarafından uygulanabilir.

NaphtolB    10 gr.
Fleur de Soufre    50 gr.
Savon Noir
Vaseline
Camphre    0.60-1, 5 gr.
Resorcine    0.60-3 gr.
Soufre precipite    2-5 gr.
Savon Noir    0.80-4 gr.
Crai preparee    3-6 gr.
Vaseline    30 gr.

Günümüzde Peeling yapıcı modern losyon ve kremlerin terkibinde de resorsin, asit salisilik ile birlikte kolloidal kükürt bulunmaktadır. Kligman, kükürdü kuvvetli içeren geçerli akne ilaçlarını kokulan dolayısı ile suçlamaktadır.

Saçlı deri için piloeksitan losyonlarda da kükürt bulunmaktadır. Ancak günümüzde “Hair Tonic” olarak kullanılan modern preparadar medıionine ve cysteine gibi kükürtlü amino asiderden yararlanarak hazırlanmaktadır. Bu konuda hedef epidermis değil de foiiküler epitelyum olduğuna göre foliküler mitozu stimüle etmek için emilimi sağlıyan masajın gerekliliği belirtilmelidir.

Ekzema ve hassasiyet dermatozları: Burada da kükürt klasiktir, redüktör ve keratopiastik olup nadir olarak saf kullanılır. Bütün preparatiarda akdf maddelerin küçük dozları ile başlama konusunda dikkatii olmak gerekir. Kükürtlü maden sularının pulverizasyonu akut formlarda, pusse halindeki subakut formlarda ve sızıntılı şekillerde endikedir. Kükürdün içerden rolü ekzamada münakaşalıdır. Ancak laksatif, kolagok, j diüretik, desansibilizatör ve anuanafilaktik (bilhassa hiposülfit şekillerin) etkileri unutulmamalıdır.

Kükürt, liken, ürtiker, prurigo, prurit (anal ve lokal prurituslarda % 2-4′lük hiposülfit de sud losyonu) yaygın kullanılmış; eritrodermi ve eksfoliyan dermatitlerde ise önerilmemiştir.

Psoriasis ve psoriasiform parakeratozlar: burada da içerden ve dışardan olmak üzere kükürt kullanılmaktadır. Dışardan % 5-10 oranında ve diğer soyuculardan asit salisilik ve rezorsin ile birlikte kullanılır. Yineleyen ve inatçı şekillerde kükürdü banyolar bazen tek ve etkili tedavidir.

Kükürder küçük dozlarda keratopiastik oldukları kadar yüksek dozlarda keratolitiktirier. Bu yüzden ani depilatuardırlar. Aşağıdaki formül hazırlanması kolay, toksin olmayan fakat deri için iritan bir depilatuardır.

Bu pudra sıcak su ile sulandırılır, elde edilen pat 3-10 dakika uygulanır. Yakma olunca sıcak su ile yıkanır, sonra nişasta pudrası ekilir veya yumuşatıcı bir krem sürülür.

Kükürtün Kükürt Merhemi (Unguentum sulruratum), Yıkanmış Kükürt (Sülfür Lotum), adlı preparatları Türk Kodeksinde kayıtlıdırlar.

Bir Cevap Yazın