Zulumba

(Rhizoma Zedoariae, Zingiberaceae) Diğer Adları: Zulumba, halk arasında Mühürlü Zulumba, Zulumbat Kökü, Yer Kabuğu gibi adlarla anılır. Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Curcuma Zedoaria (Zingiberaceae) bitkisinin rizomlandır. Bitki, Hindistan, Endonezya, Seylan’da bulunur. Devamı »

Zırnık

(Sodii Sulphur) Kimyasal Özellikleri: Drog, sodyum sülfür yapısındadır. Sodyum karbonat ile kükürtü hafif ısıtarak hazırlanır. Renksiz billurlardır. Kullanılışı: Bronşit tedavisinde kullanılır. Ayrıca depilatuvar olarak bilinir. Zırnık bugün olduğu kadar eskiden de Mısır Devamı »

Zerdeçöp

(Rhizoma Curcumae, Zingiberaceae) Diğer Adları: Halk arasında Kürküme adıyla da bilinir. Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Curcuma domestica (Zingiberaceae) bitkisinin rizomlandır. Bitki, Endonezya, Çin ve Eündistan’da bulunur. Rizomlar 1.4 cm. kalınlıktadır. Bileşiminde Devamı »

Zencefil

(Rhizoma Zingiberis, Zingiberaceae) Diğer Adları: Zencefilin (zencefil kökünün) bugün gerek diğer dillerde, gerekse Türkçede çeşidi adlan vardır. Türkiye’de halk arasında zencefil, zencebil, kök zencefil gibi adlarla anılan bir drog, İngilizce ginger, Fransızca Devamı »

Yılan Gömleği

Kullanılışı: Yılan gömleği halk arasında tütsü olarak çok kullanılır. Bunun için yılan gömleği suda bir süre bırakılır ve bu su yılan suyu olarak bilinir. Halk, yılan suyunun büyü bozduğuna inanır. Bu tip Devamı »

Yenibahar

(Fructus Pimentae, Myrtaceae) Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Yenibahar, Pimenta offîcinalis (Myrtaceae) bitkisinin güneşte kurutulmuş meyvasıdır. 5-8 mm. uzunluğunda ve yuvarlaktır. Bileşiminde uçucu yağ (Oleum Pimentae) % 3-5 oranında vardır. Bu uçucu yağda Devamı »

Yapışkan Otu

(Herba Parietariae, Urticaceae) Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Yapışkanotu, Parietaria offîcinalis (Urticaceae) bitkisinin topraküstü kısımlarıdır. Bileşiminde musilaj, potasyum tuzlan ve bir alkaloit vardır. Kullanılışı: Drog, halk arasında kum ve idrar söktürücü ve midevi Devamı »

Yabani Hıyar

(Ecbaliium elaterium, Cucurbitaceae) Diğer Adları: Yabani hıyar, halk arasında, Eşek Hıyarı, Acı Dülek, Acı Düvelek, İt Hıyarı, Bırtlangıç gibi adlarla anılır. Botanik Özellikleri: Drog, Ecbaliium elaterium bitkisinin meyvalarıdır. Kullanılışı: Drog halk arasında Devamı »

Vanilya

(Fructus Vanillae, Orchidaceae) Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Vanilya, Vanilia planifolia (Orchidaceae) bitkisinin meyvasıdır. Bileşiminde vanillol, reçine bulunur. Kullanılışı: Drog, baharat makamında kullanılır. Aynca ağrı giderici ve afrodizyakdır. Bu drogdan XIX. yüzyılda Dr. Devamı »

Üzerlik Tohumu

(Semen Pegani, Zygophyllaceae) Diğer Adları: Halk arasında Nazarotu adıyla da bilinir. Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Peganum harmala (Zygophyllaceae) bitkisinin tohumlarıdır. Bileşiminde harmin ve harmalin alkoloitleri bulunur. Kullanılışı: Drog halk arasında basur Devamı »

Üvez Kurusu

(Sorbus domestica, Rosaceae) Botanik Özellikleri: Üvez kurusu, Sorbus domestica (Rosaceae) bitkisinin meyvalarıdır. Kullanılışı: Drog, halk arasında ishal kesici olarak kullanılır. Üvez kurusu eski Mısır Çarşısında da kabız olarak bilinirdi. Geleneksel Halk Reçeteleri: Devamı »

Udukahir – Nezleotu Kökü

Radix Pyrethri Compositae) Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Udukahir (Nezleotu), Anacyclus Pyrethrum (Compositae) bitkisinin kökleridir. Bitki, Kuzey Afrika, Suriye ve Arabistan’da bulunur. Drog, 6-12 cm. uzunluğunda, 1 cm. kalınlığında olup silindirik şekilde ve Devamı »

Tuz

(Natrii Chloridum) Kimyasal Özellikleri: Latince adı Sodii chloridum olan tuz, sodyum klorür olup beyaz billurlar halindedir. 3 kısım su ve 10 kısım gliserinde çözünür, alkolde çözünmez. Kullanılışı: Tuz, eski dönemlerden beri gerek Devamı »

Turunç Kabuğu

(Pericarpium Aurantii Amari, Rutaceae) Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Turunç Kabuğu, Citrus aurantium var.amara (Rutaceae) bitkisinin olgun meyva kabuklarının dış tabakasıdır. Bitki, Akdeniz bölgesi, tropik ülkeler, Güney Amerika, Batı Hindistan’da bulunur. Türkiye’nin güney Devamı »

Timurbozan

(Antimony) Diğer Adları: Drog halk arasında Demirbozan, Zarbozan, Büyübozan, Zorbozan gibi adlarla anılır. Kullanılışı: Antimon olarak bilinen timurbozan halk arasında manevi bir destek sağlayıcı olarak büyü bozduğuna inanılan bazı terkiplere girer. Droğun Devamı »

 
hint-yagi

Hint Yağı

(Oleum Ricini, Euphorbiaceae)

Diğer Adları: Hint yağı bitkisi Güney illerinde Gerçek Kene adı ile bilinir. Ayrıca bitki, Genegerçekotu, Dedemene, Hırva, Hindiyye, Japonika, Japon Şemsiyesi, Kene Ağacı, Keneotu, Hind Baklası gibi adlarla da anılır.

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Ricinus communis (Euphorbiaceae) bitkisinin kabuldarı soyulmuş tohumlarını sıkmak ve sonra su ile kaynatıp temizleyerek elde edilir. Tohumlar uzunca oval, 8-9 mm. uzunluğunda, 5-6 mm. genişliğinde, 4-5 mm. kalınlığındadır. Tohum kabuğu çok setr, parlak, gri ya da kestane renginde olup çeşidi şekillerde benekli ve çizgilidir. Tohumun karın kısmında bir tohum dikişi (Raphe) vardır. Hint yağı soluk sarı renkli olup bileşiminde % 50-65 sabit yağ vardır. Bu sabit yağ % 80 ricinoleik asitden ve diğer yağ asidi gliseriderinden oluşur.

Kullanılışı: Halk arasında kabızlık çeken hastalara müshil olarak verilir. Ayrıca saç yağları ve pomatlar içine de konur. Hint yağının bu kullanımları eski Mısır’da Ebers Papirusunda (M.O. 1500) ve eski Hint tıbbında Susruta (M.Ö. 622-542) adlı tıbbi yazmada vardır. XIX. yüzyılda Dr. Mehmed Nuri, kitabında (1875) droğun müshil etkisinden sözetti.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- Akşamları yarım fincan hint yağı meyve suyu ile karıştırılıp kabızlık çeken hastalara verilir.
2- Deriyi yumuşak tutması için o kısma bir miktar hint yağı sürülür.
3- Saç ve kirpik diplerine bir miktar hint yağı besleyici olarak sürülür.
4- Saçları gürleştirmek için 30 gr. hint yağı, 30 gram kına kına ve 1 gr. bergamot ekstresi ile karıştırılır ve saç dipleri bu karışımla ovulur.
5- Müshil etki için hint yağı subyesi hazırlanır. 30-40 gr. hint yağına bir tane yumurta sarısı ve biraz şeker konur. Bu karışıma bir bardak limonata ya da portakal şurubu eklenir. Böylece hint yağının kolayca alınması sağlanır.

Modern Tıptaki Yeri: Tedavide irritan purgatifler sınıfına giren hint yağı, ince barsak mukozasındaki hassas sinir uçlarını uyararak müshil etki gösterir. Bowman’a göre Hint yağının müshil etkisi, bileşiminde bulunan risinoleik, izorisinoleik asitierin gliseritlierinin duodcnumda risinoleik aside dönüşmesinden olur. Hind Yağı (Olcum Ricini), Türk Kodeksinde kayıtlı olup porgatif etkisi modern tıp tarafından da bilinir. Hint yağının bazı preparatları da Türk kodeksine göre hazırlanabilir. Bunlardan biri Emulsio Olei ricini (Hint Yağı Emülsiyonu) olun yağ -arap zamkı- su (2/1/1.5) formülü ile çekirdek emülsiyon hazırlanır ve su ile istenen miktara seyreltilir. Diğer bir Hint Yağı Bileşiği, Olcum ricini Sulphonatum olup Hint yağının sülfürik asitle muamelesi ile elde edilir. Bu preparat diş taşlarını eritici olarak kullanılır. Ayrıca bazı şampuanların bileşimine girer. Bu karışımın preparatı Türk Kırmızısı Yağı (Sodii Sulphoricinas)’dır. Sarı kırmızı renkte koyu bir sıvıdır. Bu sıvıyı hazırlamak için 100 gr. hint yağı bir cam kaba konur. Kap dışından su ile soğutulur ve içinde bulunan hint yağı üzerine 25 gr. sülfürik asit konur. Daha sonra bu karışım 12 saat bekletilir ve üzerine 150 mi. su eklenir. Ayırma hunisinde sulu kısım ayrılır. Daha sonra % 10 sodyum klorür taşıyan 70 derecedeki 150 mi. su ile yıkanır. Ayrılan koyu kısım alınır ve % 5Tık potasyum çözeltisi ile nötralize edilir. Birkaç gün dinlendirilir ve sonra süzülür.

hindiba

Hindiba

(Cichorium intybus, Compositae)

Diğer Adları: Halk arasında Güneğik, Acıkulak, Hindibahar, Konik, Bostan Hindibası gibi adlarla anılır.

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Cichorium intybus (Compositae) bitkisinin kök ve yapraklan drog olarak kullanılır. Bitkinin köklerinde başta intybin acı maddesi olmak üzere inülin, reçine, şeker, uçucu yağ bulunur.

Kullanılışı: Hindiba bitkisinin kök ve yapraklan, yüzyıllardan beri halk arasında karaciğer hastalıkları, diabet ve böbrek taşlarına karşı kullanıldığı gibi, idrar söktürücü ve tonik olarak da bilinir.

Hindiba eski Mısır ve eski Yunan’da sindirimi kolaylaştırıcı ve iştah arttırıcı olarak bilinirdi. Eski Roma’da Celsus (M.S. I. yüzyıl) ve Galenus (M.S. 130-20) karaciğere yaradığını bldirdiler. IX. ve X. yüzyıllardan sonra İslam dünyasında, XIII. yüzyıldan sonra Avrupa’da çok kullanılırdı. Daha o çağlarda Matthiole (1501-1577) de droğun karaciğer ve barsak hastalıklarında iyi bir ilaç olduğunu bildirmektedir.

Drog, yüzyıllardanberi Türkiye’de çok kullanılır. 1690-1691 tarihli bir aktariye defterinde Hindiba Kökü adıyla kayıtlıdır.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- Karaciğer hastalıklarına karşı, idrar söktürücü ve tonik olarak 2 kg. hindiba, 2 kg. su ile 1.5 kg. kalana kadar kaynatılır. Kaynamış sıvı, bir sürahiye doldurulur ve arasıra içilir.
2- Tonik olarak ve karaciğer hastalıklarına karşı, taze hindiba yaprakları salata olarak yenir.

hiltit

Hiltit

Gummi Asa foetida, Umbelliferae)

Diğer Adları: Halk arasında Şeytan Tersi, Şeytan Pisliği olarak da bilinir. Hiltite Avrupa’da Şeytan Tersi (Stercus Diaboli) denir. Droğa Urduca Hing, Keşmirce Anjudan, Farsça Anguzeb, Arapça, Hiltut adları verilir.

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, îerula Asa foetida (Umbelliferae) adlı bitkinin köklerde daha çok bulunan reçinesidir. Bitki, Güney İran, Afganistan ve Hindistanda bulunur. Hiltit, çoğu kez birbirine yapışmış kütleler şeklinde, sarı esmer renkli ve acı tatdadır. Bileşiminde % 62 reçine, % 25 zamk, % 4-8 uçucu yağ ve valerik asit vardır.

Kullanılışı: Halk arasında kuvvetlendirici, ses açıcı, ekspektoran ve spazm çözücü olarak bilinir.

Hiltit, çok eskidenberi antispazmodik ve sinir sistemi yatıştırıcı olarak kullanıldı. O kadar ki eski Mezopotamya’da bile bilinirdi. X. yüzyılda Türkistan’da baharat olarak kullanıldığı gibi, XIX. yüzyılda Avrupa’da epilepsi tedavisinde yeri vardı. İlk Türk Kodekslerinden Düstur al-Edviye’de (1874) kayıtlı olan bu droğun farmakolojik özelliklerinden Dr.  Mehmet Nuri’de sözetti ve hap ve lavman şekillerinde kullanılacağım bildirdi.

Geleneksel Halk Reçetesi:

Ses açıcı, kuvvetlendirici ve ekspektoran olarak bir miktar hiltitin tütsüsü yapılır ya da ufak parçalar şeklinde yutulur.

Modern Tıptaki Yeri: Droğun ekspektoran ve antispazmodik etkileri günümüz tıbbı tarafından da bilinir. Çünkü bileşiminde uçucu yağ, zamk ve sinir sistemi yataştırıcısı olan valerik asit vardır.

havuc-tohumu

Havuç Tohumu

(Daucus Carota LUrnbelliferae)

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Daucus Carota (Umbeliferae) biricisinin tohumlarıdır. Bitkide A vitamini, şeker ve karoten maddesi vardır.

Kullanılışı: Havuç bitkisinin tohumları halk arasında kuvvet verici ve iştah açıcı olarak kullanılır. Havuç bitkisinin kökleri de bugün sebze olarak kullanılır ve kuvvet verici özelliği vardır. Kansızlığı giderici, deriye canlılık verici, karaciğer rahatsızlıklarını giderici olarak da bilinen havuçdan XVII. yüzyılda Salih bin Nasrullah da sözetti ve yararlarına değindi.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- 5 gr. havuç tohumu, 10 gr. lahana tohumu, 5 gr. çörckotu, 5 gr. anason, 2 gr. hindistan cevizi, 10 gr. zencefil ve 10 gr. havlıcan ayrı ayrı dövülür ve karıştırılır. Sonra bu karışım 500 gr. bal ile macun şekline getirilir ve bu macundan sabah, akşam birer tatlı kaşığı öksürük kesici ve midevi olarak alınır.
2- Havuç tohumunun kaynatılmış suyu adet söktürücü (emmenagog) olarak hastaya verilir.
3- Böbrek ağrılarında çok az havuç tohumu yenir.
4- Sarılık hastasına, haşlanmış havuç yedirilir. Ayrıca tohum suyu içirilir.

Modern Tıptaki Yeri: Havucun bütün bu etkileri modern tıp tarafından da kabul edilmiş olup Claus da kitabında, adet söktürücü ve stimülan olduğunu yazar.

havlican

Havlıcan

(Rhizoma Galangae, Zingiberaceae)

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Alpinia officinarum (Zingiberaceae) bitkisinin kurutulmuş rizomlarıdır. 5-6 cm. uzunluğunda, 1-2 cm. kalınlığında kırmızı renklidir.

Droğun bileşiminde uçucu yağ (% 0.5-1) ve nişasta vardır. Uçucu yağda cineol, pinen v.b.’ları bulunur.

Kullanılışı: Havlıcan, öksürük kesici, midevi, uyarıcı ve baharat olarak kullanılır. Havlıcan XVIII. yüzyıldan beri ingiltere’de tedavide uygulandı.  XVII. yüzyılın eski Türk hekimlerinden olan Salih bin Nasrullah da havlıcan için: “Ağız kokusunu giderir, sindirimi kolaylaştırır, gazı dağıtır, balgamı giderir, mide ve ciğer soğukluğuna iyidir.” demektedir. XVIII. yüzyılda ise Ömer Şifâî, havlıcan macunundan sözetti. XIX. yüzyılda Şerafeddin Mağmumi’nin uyarıcı etkisini bildirdiği havlıcan yüzyıllarca Mısır Çarşısında satıldı. Bugün de aktar dükkanlarında satılan bu drog, 17. ve 18. yüzyıla ait aktariye defterlerinde kayıtlıdır.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1) Öksürük kesici ve midevi olarak 10 gr. zencefil, 10 gr. Tarçın, 5 gr. havlıcan, 5 gr. karanfil, 50 gr. bal ya da 250 gr. nöbet şekeri ile birlikte karıştırılır ve meydana gelen havlıcam macunundan sabah, akşam birer tadı kaşığı alınır.

havaciva

Hava Cıva

(Radix Alkannae, Borraginaceae)

Diğer Adları: Halk arasında Havacıva kökü, Tüylü Boya, Kızılerik, Yerineği, Eğnik, Eğlik gibi adlarla anılır.

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Alkanna tinctoria (Borraginaceae) bitkisinin rizom ve köklerinin kurutulmasıyla elde edilir. Rizomlar, sağlam, silindirik, üst ucunda kırmızı, beyaz ve sert yaprak tüyleri, gövde artıkları vardır. Kökler 25 cm.’ye kadar uzun olup üst kısmı 1, 5 cm.’ye kadar kalın, iğ biçiminde, az dallanmış, üzeri mantar tabakasıyla örtülüdür. Kolaylıkla kırılabilir, gevşek, tabakalar halinde ayrılabilir, purpur kırmızısı renktedir. Odun kısmı sert, açık renkte, beyazımsı ya da sarımsı, parankima tabakası geniş, droğun tadı hafif acıdır.

Droğun bileşiminde alkanin (% 5-6), tanen ve reçine bulunur.

Kullanılışı: Drog, astrenjan, yumuşatıcı ve renk maddesi olarak bilinir. Yumuşatıcı özelliği nedeniyle bazı eski aktarlara göre halk arasında kırık, çıkık, yara, çarpılma ve şişmeleri giderici olarak kullanılır. Halk arasında havacıvanın yaralardaki etkisini belirtmek için: “Yaranın havasını alır” deyimi yaygındır.

Droğun astrenjan etkisi bileşimindeki tanenden ileri gelir. Yine boyacılığı bileşiminde bulunan alkanin adlı kırmızı renk maddesinden dolayıdır.

Havacıva eski Mısır Çarşısında da kırık çıkık tedavisi için aranırdı. 18. yüzyıla ait aktariye defterlerinde adı vardır.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- Kırık, çıkık, yara, çarpılma ve şişmeleri giderici olarak bir kaşık zeytinyağı (Obeum Olivae) içine bir tane eritilmiş kırmızı dipli yağ mumu ile 50 gr. havacıva konur ve beraber kaynatılır. Sonra bu karışımın içine kullanılmamış Amerikan bezi batırılarak ilaç emdirilir ve sıcakken incinmiş kısma yakı gibi sarılır. 3 gün bu şekilde tutulduktan sonra aynı bez tekrar ıslatılır ve tekrar sarılır. Bu işe bir hafta süre ile devam edilir.
2- Kırık-çıkık tedavisi için diğer bir halk uygulaması ise şöyledir: Bir miktar havacıva, belli oranda yoğurt, yağ ve un ile karıştırılır, bu karışım bir bezle hasta kısma yakı gibi bağlanır.

hatmi-koku

Hatmi Kökü

(Radix Althaeae, Malvaceae)

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Althaea officinalis (Malvaceae) bitkisinin sonbaharda topraktan çıkarılan köklerinin kurutulmasıyla elde edilir. Bitki, Avrupa, Balkanlar ve Amerika’da vardır. Türkiye’de birçok yerde bulunur. Sarımsı beyaz, basit, oldukça düz, 30 cm.ye kadar uzun, 2 cm.ye kadar kalın, çok defa uzunlamasına buruşuk ve biraz bükülmüş, üzerinde yan köklerin bıraktığı izler, çeşidi yerlerinde satıh’dan ayrılmış lifler var. Drog kırılınca toz çıkarır, odun kısmı kısa parçalar hâlinde kırılır. Kabuğu dayanıklı olup kırılınca uzun lifler görülür. Droğun kokusu hafiftir.

Droğun bileşiminde % 33 musilaj, % 33 nişasta, % 10 şeker, % 10 pektin, % 2 asparagin bulunur.

Kullanılışı: Öksürük ve nefes darlığı tedavisinde ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır.

Geleneksel Halk Reçetesi:

Göğüs yumuşatıcı olarak bir miktar hatmi kökünün haşlanmış suyu içilir.

Modern Tıptaki Yeri: Hatmi kökü modern tıpta da yumuşatıcı olarak infüzyon ve dekoksiyon şeklinde kullanılır. Çünkü droğun bileşiminde musilaj, nişasta gibi yumuşatıcı maddeler vardır. Bu bakımdan içerden % 2′lik infüzyonu kullanılır. Dışardan ise kök ya da çiçeğinin % 2′lik dekoksiyonu gargara ya da lavman şeklinde uygulanır. Hatmi Kökünün Hatmi Şurubu (Sirupus Althaeae) olarak Türk Kodeksinde preparatı kayıtlıdır. Ayrıca toz edilmiş hatmi soğuk su ile pat şekline getirilir ve yumuşatıcı olarak Hatmi Lapası (Cataplasma althaeae) adı altında lapa olarak kullanılır.

hatmi-cicegi

Hatmi Çiçeği

(Flores Althaaea, Malvaceae)

Diğer Adları: Halk arasında Hitmiye, Hire, Devegülü, Silindir Çiçeği, Gülhatmi gibi adlarla anılır.

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Althaea officinalis (Malvaceae) bitkisinin Temmuzdan sonbahara kadar toplanan çiçeklerinin kurutulmasıyla elde edilir. Çiçekler mavimsi, bütün kısımları çok tüylüdür. Dış kalis: 6-9 parçalı olup sivri uçlu, iç kalis ise 5 parçalı olup, dış kalis’e göre daha uzundur. Dış ve iç kalis gümüşi yeşil olup demet tüyleriyle sık örtülüdür. Korella: 5. Kaüanmış ve biraz buruşuk. 5 cm.’ye kadar geniş, 4 cm.’ye kadar uzun, yuvarlakça üç köşeli ya da ters kalp biçiminde olup üst ucu kunt, taban kısmında beyaz lekeler vardır.

Droğun bileşiminde musilaj, tanen, althein denen renk maddesi bulunur.

Kullanılışı: İdrar arttırıcı, ekspektoran olarak kullanılır. Bileşiminde musilaj bulunduğundan dolayı yumuşatıcı etki verir. Bu drog eskidenberi yumuşatıcı olarak kullanılır. Bugün olduğu kadar dün de eski aktarlar tarafından satıldığı, 17. ve 18. yüzyıla ait aktariye defterlerinden anlaşılmaktadır.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- 20 gr. hatmi çiçeği 1 İt. suda haşlanır ve haşlanmış sudan bronşitte içilir.
2- Boğaz iltihabına karşı hatmi çiçeğinin gargara ve lapası kullanılır.
3- Barsak iltihabında bir miktar hatmi çiçeğinin papatya ile yapılan haşlaması ile lavman yapılır.
4- Bir miktar hatmi çiçeği kurutulur ve balgam söktürücü olarak sigara gibi içilir.
5- Kaynatılmış hatmi çiçeği suyu ile dişetleri gargara yapılır.

Modern Tıptaki Yeri: Hatmi çiçeğinin bu özellikleri modern tıp tarafından da bilinir.

hashas-tohumu

Haşhaş Tohumu

(Semen Papereris, Papaveraceae)

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Paparer Somniferum Var. Albüm (Beyaz haşhaş) ve Papaver somniferum var. Nigrum (Mor haşhaş) (Papvereceae) bitkisinin böbrek şeklinde 1-1.5 mm. uzunluğundaki sarı renkli tohumlarıdır.

Bileşiminde sabit yağ % 50 oranında bulunur. Bu yağın yapısında linoleik asit gliseritleri, oleik asit gliseritleri, polmetik ve stearik asit gliseritleri, protein vardır.

Kullanılışı: Manevi bir inanışa göre çocukların çabuk uyuması için kullanılır. Hernekadar iyice temizlenmiş tohumların bileşiminde bu etkiyi veren alkaloitler yoksa da yalnızca manevi bir etki ile bu kullanım yolu seçilir. Halkın bu droğu bu gaye ile kullanmasının nedeni kanımızca tohumun da afyona benzer etkiler verdiğini ve tohumda hipnotik etki veren maddelerin bulunduğunu sanmasından ileri gelir.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- Manevi bir inanca göre çocukların çabuk uyuması için bir miktar tohum bir beze sarılır ve yastık altına konur.
2- Yine aynı gaye ile haşhaş tohumu suda kaynatılır ve suyu sütle karıştırılarak bir kahve kaşığı çocuklara içirilir. Geri kalan tohum kısmı ise çöreklerde tat verici olarak kullanılır.
3- Haşhaş tohumundan yağ alındıktan sonra geri kalan tohum küspesi hayvan yemi olarak kullanılır. Kireç, ve fosforca zengin olan küspe hayvanlarda ağırlık arttırıcı, et ve yağ bağlatın etki yapar. 4) Bundan başka haşhaş tohumu ülkemizde bazı yiyeceklerin yapılmasında kullanıldığı gibi, ekmek ve çörekler üzerine besin makamında da konur. Yine Anadolu’da halk arasında çok kullanılan bir besin olan Bide (pide) yapımında, bir miktar haşhaş tohumu alınır, İsparta ve yöresinde haşhaş taşı denen bir taş üzerinde yine başka bir taşla sürtülür ve ezme haline getirilir ve bu ezme bir miktar mayalı hamur ile yoğurulur ve pişmeye hazır hale getirilir. Yine Haşkeşli bükme denen yiyeceğin hazırlanmasında da yufka açılır, arasına taşla sürtülmüş yani ezilmiş haşhaş tohumu konur. Haşkeşli Bükme denen tatlı ise kavrulmuş haşhaş tohumlarının ezilmesi ve pekmezle karıştırılması ile yapılır. Bundan başka haşhaş bitkisinden yapılan diğer bazı yemek çeşitleri de İsparta’nın bir ilçesi olan Senirkent’te ve civar köyler olan Küçük Kebaca, Büyük Kebaca, Yassıviran, Güreme, Garip, Uluğbey (İlegöp) ve Dereköy gibi köylerde çok ünlüdür. Bunlar arasında Diri Haşhaş Helvası, Ölü Haşhaş Helvası, Karma gibi. tatlılar, Dığen ekmeği, Katmer, Bezleme, Saç Arası, Saç Böreği, Gözleme, Gevrek gibi hamur işleri ve Haşhaşlı Yaprak Sarması, Kabak Kavurması gibi yemekler vardır.

Haşhaş Bitkisi Droglarının Modern Tıptaki Yeri: Bugün haşhaş bitkisi 1980′de kurulan Afyondaki Afyon Alkaloitleri Fabrikasında alkaloit üretimi yapılması için yetiştirilmektedir ve bu bitkiden elde edilen drogların birçoğu afyon alkaloitleri taşıdıkları için alışkanlıklar ve zehirlenmeler yaparlar. Bu bakımdan bunların tıp dışı kullanımı hem sakıncalı, hem de yasaktır. Bunlardan Haşhaş Başı, Haşhaş Yaprağı ve Afyon Türk Kodeksinde kayıtlıdırlar ve afyon alkaloitleri ancak hekim reçetesi ile tedavide kullanılabilirler. Yine Afyon Ekstresi, Afyon Tozu, Dover Tozu, Afyon Şurubu, Afyon lentürü, Safranlı Afyon Tentürü gibi preparaüar da Türk Kodeksinde kayıdı olup ağrı giderici ve spazmı çözücü özellikleri vardır.

hashas-basi

Haşhaş Başı

(Fructus Papaveris İmmaturi, Papaveraceae)

Diğer Adları: Haşhaş Kabuğu, Beyaz haşhaş adlarıyla da bilinir.

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Drog, Papaver somniferum Var.album (Papaveraceae) bitkisinden meyvalar olgunlaşmadan önce, toplanıp hafif ısıda kurutulmak ve tohumları çıkarılmak suretiyle elde edilir. Kokusuz, oval, sarımsı renklidir. Bileşiminde % 0.21 oranında morfin ve fenolik olmayan alkaloitler bulunur.

Kullanılışı: Hafif bir ağrı kesici ve uyutucu etkisi vardır. Bu yüzden diş ağrılarında dışardan ve uyutucu olarak içerden kullanılır.

Haşhaşdan elde edilen haşhaş başı, haşhaş tohumu, haşhaş yağı, haşhaş yaprağı, haşhaş çiçekleri, haşhaş bitkisinin kapsül parçaları ve saplan ve haşhaş bitkisinin meyvalarından elde edilen ekstrenin kurutulmuş şekli olan afyon yüzyıllarca geleneksel halk tedavilerinde kullanıldı. Ancak Türkiye’de 1954-1955 yılında haşhaş etimine izin verilen illerin sayısı azaltılmağa başlandı ve 29.6.1971′de çıkarılan bir kararname ile 1972 sonbahar ekim döneminden itibaren Türkiye’de haşhaş ekimi tüm olarak yasaklandı. Daha sonra 1974′de çıkarılan bir kararname ile yedi ilde haşhaş ekimine izin verildi. Böylece uyuşturucu madde kaçakçılığı  önlenmeğe  çalışıldı.  Bu önlemlere   1974-1975 ekim yılında bir yenisi eklendi. Bu yeni önlem ise haşhaş kapsüllerinin çizilmeden toplanması idi. Böylece kaçakçılığın önlenmesi için gerekli çalışmalar hızlandırıldı. 1980 yılında ise Afyon’un Bolvadin ilçesinde Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından Afyon Alkoloiüeri Fabrikası açıldı ve bu fabrika 1983 yılında bir afyon alkaloidi olan morfini üretmeye başladı.

Haşhaş bitkisinden elde edilen çeşidi droglardan biri olan afyon ise yüzyıllarca ağrı giderici ve uyutucu bir ilaç olarak kullanıldı. Ancak alışkanlık yapıcı etkisi vardır ve bu konu günümüzdeki gibi toplumsal bir tehlike halini almak için binlerce yıl bekledi.

Haşhaş bitkisi ilk kez Güney Mezopotamyada görüldü. Haşhaş bu ülkede ekilirdi. Örneğin Asurluların Tigleth-Pilser çağından kalan kabartmalarda haşhaş (Papaver somniferum L.) vardır. Bu kabartmalar üzerindeki motiflerde bir kral görülmektedir; kralın sol elinde bir Lotus çiçeği, sağ elinde ise bir haşhaş demeti vardır ve kral bu demeti yere yatmış bir adamın başına doğru uzatmaktadır. Yine Asurlulardan kalma silindir şeklindeki mühürlerde ise o devre ait bir tanrı resmi vardır. Burada da tanrının omuzlarından haşhaş demetleri fışkırmaktadır. Bazı mühürlerde ise tanrının elinde meyvalı haşhaş sapları vardır.

Yine eski Mezopotamya’da yazılmış olan Assyrian herbal’de bulunan 250 bitkisel ve 120 mineral drog arasında haşhaş başının da bulunduğu, yani bu bitkinin de tedavide kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Eski Sümer tabletierinde ise opiumun (afyonun) o dönemde bile ilaç olarak kullanıldığı ve Gil adı ile anıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca bugün bile Türkiye’nin bazı bölgelerinde haşhaş sütüne Gİİ kelimesinden galat olarak Geli denilmektedir. Nitekim opium hem Mezopotamya, hem de küçük Asya’da çok eskiden beri öksürüğe ve karın ağrılarına karşı kullanılmıştır. Fakat gerek haşhaş bitkisinin ve gerekse afyonun antik çağlarda Mezopotamya’da yaygın bir şekilde keyif verici olarak kullanıldığına ait literatürde herhangi bir kayda rastlamadık.

Mezopotamya uygarlığının bir devamı olan Etiler’de, eski Eti Krallığı devrinde, M.Ö. 2000 yıllarında da haşhaş Anadolu’da çok ekilen bir bitkidir.

Haşhaş bitkisi zamanla Asya ülkelerinden Mısır’a getirildi. Özellikle Yukarı Mısır’da Teb ve çevresi bir haşhaş yetiştirme merkezi oldu ve buradan Yunan Adalarına opium ihraç edildi. Eski Mısır’da Teb şehrinin totemi yılandır. Yılan uzun yıllar olduğu kadar bugün de tıbbın sembolüdür. Bu nedenle tıp kelimesinin Teb’den geldiği ve ayrıca bir afyon preparatı olan Extrait Thebaique’in de bu kelimelerle bir ilgisi olduğu sanılmaktadır.

Bu nedenle eski Mısır’da piramitlerdeki ölü odalarının duvarlarındaki resimler arasında haşhaş çiçeği (Elos Papaveris) de görülür. Hattâ bazı kaynaklara göre, eski Mısırlılar opiumun soporifıc (uyutucu) etkisini bilirlerdi. Ünlü Ebers Papirüsü (M.Ö. 1550) nda yazılı birçok droglar arasında opium da vardır.

Bir antik uygarlık ülkesi olan Hint’te de afyon, binlerce yıldan beri oldukça çok oranda kullanılırdı. Nitekim eski Hind’in kutsal kitaplarından olan Veda (M.Ö. 1500-700) larda ve çok eski bir tıbbi yazma olan Susruta (M.Ö. 642-522) da afyona rastlanır.

Opium eski Hind’de halkın çok rağbet ettiği bir drogdu. Kaynatılarak yapılan afyon çayı yüzyılımızda bile Hint Raca’ları arasında konukseverliğin bir gereği olarak ikram edilir.

Çin’de  tarihin  karanlıklarından  bugüne  kadar opiumun kullanımına kısaca bir göz atarsak görürüz ki haşhaş ekimi bu ülkede VIII. yüzyıldan sonra Arapların etkisi ile başlamıştır. Önceleri Arap tüccarlar Çin’in Kanton limanına deniz yoluyla afyonu taşıdılar. Daha sonra T’ang sülalesinin son yıllarında da Szechwan’da haşhaş bitkisi yetiştirilmeye başlandı. Bu nedenle bazı Çin yazarları örneğin Tschen-Tsang-Tschi daha VIII. yüzyılın ilk yarısında yazdığı botanikle ilgili bir kitapta haşhaşa da değinmiştir. Yine şiirinde, olgun haşhaştan nasıl bir süt aktığını uzun uzun anlatır ve bu sütün su ile kaynatıldığı zaman Buda’ya yaraşır bir içki şekline geldiğini söyler.

Böylece XV. yüzyılda Çin’de önemli oranda afyon elde edilmeye başlandı.

Çinliler afyona O-Fu-Yung adını taktılar. Ancak bu drog Çin’de XVIII. yüzyıla kadar yalnız ağrılara, uykusuzluğa ve ishale karşı ilaç olarak kullanılmıştır. Bu arada bazı yazarlar, Çin’de görülen ve afyonla ilgili bazı kriminolojik zehirlenmelerden de sözetmektedirler. XVII. yüzyılda Uzakdoğu’da çok önemli bir rol oynayan Hollandalı gemiciler, diğer doğu limanlarında öğrendikleri afyonu Formoza’ya sattıkları tütünlere karıştırmaya başladılar ve bu yolla ada halkını afyon içimine alıştırdılar. Böylece Formoza’da bulunan yerli Çinliler de afyon içimine alışarak bunu anavatanları Çin’e yaydılar.

İşte XIX. yüzyıl sonlarında Çin’de afyon yaygın idi. Çin hükümeti 20 Eylül 1906′da haşhaş ekiminin, afyon elde edilmesinin, satış ve kullanımının, on yıl içinde yasaklanması hakkında bir yasa çıkardı. Bu tarihten itibaren Çin’de opiuma karşı yeniden şeddetli bir savaş başladı. Ancak çiftçiler gizli olarak haşhaş ekimini sürdürdüler. Afyonu yasaklayıcı yasalar çıktıkça afyon fiyatı da yükseldi ve kaçakçılık kârlı bir san’at olmaya başladı. Bu sıralarda afyon, ancak özel izni olan bayilerce satılırdı ve afyon kullananların belgesi vardı.

Bütün önlemlere rağmen Hintten Çin’e afyon ithali devam ediyordu. Buna engel olmak için Çinliler İngiltere’den bir antlaşma yapılmasını istediler. 1907′de yapılan ve Cipu denen bu antlaşma ile Hint’ten Çin’e afyon ithali 1911′e kadar her yıl % 10 oranında azalacaktı.

1 Ekim 1949′da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti de afyonla ilgili yeni yasaklar koydu. Fakat bütün bunlara rağmen Çin’de opium alışkanlığı bugün yine de giderilmiş değildir.

İran’da eskiden beri haşhaş bitkisi ve afyon bilinir. Flückiger’e göre ilk çağlarda opium, şekerleme ve baharatla karıştırılır ve uyuşturucu bir madde olarak kullanılırdı.

VII. yüzyılda Arapların eline geçen İran imparatorluğu, afyonu daha çok tanımaya başladı. Bundan başka İranlılar afyonu bir keyif aracı olarak kullanmayı Yunanca ve Latince’den Arapça’ya çevrilen birçok kitaplardan öğrendiler.

Eski Yunan’da afyona Mekonion denirdi ve yine rüya Tanrısı Morpheus’un sembolü afyondu. Böylece Yunanlı gençler savaşa gitmeden önce, ölüm korkusu duymamak için afyon çekerlerdi. Nitekim bazı kaynaklar, afyonun Yunanlılarda uyku ve ölüm sembolü olduğunu yazarlar.

Büyük Yunan ozanı Homer, Odysseia adlı yapıtında afyonun etkisini şöyle anlatır “Kim bu ilacı içerse artık gözyaşı dökmez, hatta babasının, anasının, dostunun ya da sevgili oğlunun gözleri önünde öldüklerini bile görse umursamaz.” Yine Homer’in sözettiği Nepantez adlı ilacın da bir opiat olması gerekmektedir.

Bundan başka Yunanlılar afyonun kabız ve uyutucu etkilerini bilirlerdi. Bundan dolayı ülkenin bazı yerlerinde haşhaş ekimi yapılırdı. Bu ülkede haşhaş tohumunun özel gayeler için kullanışı ilk kez M.O. 700′de Lyriker Alkman bölgesinde oldu. Nitekim Peloponez Savaşları sırasında Sphakteria adası Atinalılar tarafından alındığı zaman bile, adaya dalgıçlar tarafından bal içinde haşhaş tohumu getirilmiştir.

Yine Hipokrat (M.Ö. 460-377), yapıtlarında opiumdan sözetmiş ve bunun ağrı giderici, uyutucu olduğunu bildirmiştir.

Bundan başka farmakognozinin babası sayılan büyük Grek filozofu ve doğa tarihçisi olan Theophrast (M.Ö. 370-288) haşhaş yetiştirilmesi hakkında detaylı bilgi vermiştir. Yine ayın yazar, kitaplarında afyon ve baldırandan yapılan bir zehirin çok az miktarının bile ölüm yapacağını yazmıştır.

Roma’da afyon çeşitli gayeler için kullanıldı. Bir Grek hekim ve evzacısı olan Pedanius Dioscorides (M.S. I. yüzyıl), afyonu bugünkü anlamda ilaç olarak hazırlayan ilk hekimdir. Daha önceleri haşhaş suda kaynatılır ve balla karıştırılarak hazırlanırdı. Fakat sonradan bunun tehlikeli olduğu anlaşıldığından Dioscorides haşhaş başı usaresini, yani afyonu kullanmaya başladı. Ağrıları dindirmek ya da uyutmak için bir miktar afyon mercimek tanesi şekline getirilir ve hastaya verilirdi. Fakat iyi doze edilemediğinden bazen bu şekil de tehlikeli ve öldürücü olurdu. Bundan başka afyon, bu ünlü hekimin Materia Medica’sında da vardır. Nitekim Dioscorides, eserinde banotu, adamotu ve afyonun anestezik özelliği olduğunu ve devamlı kullanılırsa sağlığa zarar verebileceğini belirtir.

Bundan başka Celsus (M.S. 3-64) da afyonu uyku verici ve öksürük kesici olarak kullandı. Ayrıca aynı yazar göz iltihabında şarapla karıştırılmış haşhaş başı kabuğundan yapılma lapayı göze uygular. Yine Efes’te Celsus’un mezarı üzerinde görülen kabartmalarda haşhaş kellesi motifi bulunmaktadır.

Afyon, İslam dünyasında M.S. 800 den itibaren çeşitli hastalıkların tedavisinde çok kullanıldı. Fakat sonradan bu droğun keyif verici özelliklerinden de yararlanıldı. Ancak zamanla İslam ülkelerinde bu ve buna benzer maddelerin tıp dışı kullanımına karşı Hadd-i Şer’î denen bir ceza uygulanmaya başlandı. Buna göre uyuşturucu madde kullananlara 80 değnek atılıyordu.

Yine IX. yüzyılın bir yazarı olan Abu Yusuf Yaqub İbn Ishak al-Kindî (800-870) de yazdığı akrabadinde,  opiumun  çeşitli  hastalıkların  tedavisinde kullanılacağını bildirmektedir. Yazara göre bazı ağız yaraları ve fistül tedavisinde bir miktar arap zamkı (Gummi Arabicum) ve afyon alınır, toz edilip iyice karıştırıldıktan sonra yara olan yere sürülür. Bundan başka afyon, kolir (bir çeşit göz ilacı) tipi ilaçların bileşimine de girerdi. Göz sulanması ve göz yorgunluğu tedavisinde bir miktar afyon, yanmış bakır, safran (Crocus) ve arap zamkı (Gummi Arabicum) alınır, iyice karıştırıldıktan sonra biraz sirke konarak kolir şekline getirildi. Göz hastalığı tedavisinde kullanılan diğer bir preparat da bir miktar mürrüsafı (Myrrha), safran (Crocus), kurşun monooksit (Litharge), sarısabır (Aloe) ve afyonun toz edilerek karıştırılmış şekli idi. Bundan başka bir miktar opium alınır, bir miktar günlük (Cortex Thuris), kitre zamkı (Gumni Traga-canthae) ve arap zamkı (Gummi Arabicum) ile karıştırılır, bu karışıma yum
urta beyazı konur ve bazı göz rahatsızlıklarında kullanılırdı ki bu preparata Beyaz Oftalmik İlaç denirdi. Bundan başka Kırmızı Oftalmik İlaç diye anılan diğer bir göz ilacı ise biraz afyon, safran, yanmış bakır ve arap zamkının karıştırılması ile yapılırdı. Ayrıca Al-Kindî opiumu, epilepsi, zayıflık, soğuk algınlığı ve bazı sinir hastalıklarının tedavisinde de kullanmıştır.

Yine 9. yüzyılın en ünlü yazarlarından olan Ebubekir Muhammed b. Zekeriya Razi (854-932) de bazı yapıdarında opiumun terapötik kullanımından sözetti. Yazara göre 2 dirhem opium alan bir insan, zehirlenme belirtileri geçirmektedir ve tedavi için hemen sıcak dereouı, turp dekoksiyonu, tuz ve sulu bal verilmesi gerekmektedir. Bu hekim, haşhaş bitkisini başağrısı, melankoli, göğüs ve akciğer rahatsızlıkları, mide ve böbrek şişmesi ve böbrek taşı ağrılarında kullandı.

Yine bir diğer İslam hekimi olan Ebu Reyhan Binini (973-1051) de beyaz ve siyah haşhaştan sözetmekte ve beyaz cinsin en iyi cins olduğunu bildirmektedir. Hamarneh, Birunî’nin: “Sıcak iklimlerde yaşayan insanlar sıkıntıyı gidermek, sıcağın etkilerinden kurtulmak, uzun bir uykuya dalmak ve fazla humorları atmak için afyon alma alışkanlığı gösterirler.” Diye yazdığını bildirmektedir.

Kanun adlı eseriyle çağının tıbbini çok gerilerde bırakan bu dönemin en ünlü bilim adamı İbn Sina (980-1037) ise, kitabının hemen hemen birçok kısmında opiumdan sözetmiş ve onu çeşitli hastalıklara du kullanmışür. Yazar göz nezlesi için kaynatılmış haşhaş suyundan göze damlatmaktadır. Bundan başka göz ağrılarında bir miktar ayı yağı ile yumurta sarısı, bir miktar afyonla karıştırılmakta ve pomat şeklinde göze sürülmektedir. Yine İbn Sina opiumu göz kanserinde ilaç olarak kullanmıştır.

Ünlü hekim kulak ağrısında opiumdan çeşitli şekillerde yararlandı. Bununla ilgili olarak yazar: “Bir miktar afyon, hatun sütüyle karıştırılıp kulağa damlatılır.” Diyerek droğun ağrı giderici özelliğine eğilmiştir. Yine kulak ağrısını tedavi için bir miktar afyon dövülür ve bir miktar şarapla karıştırılarak kurs (tablet) şeklinde hastaya verilirdi. Bundan başka İbri Sina, kulak yaralarında da opium kullanmıştır. Nitekim yazar bunun için “20 adet kabuğu çıkarılmış badem, 1,5′ar dirhem afyon ve kendir, 6 dirhem zağferan (safran) sirke ile dövülür, kurutulur ve gereğinde gül suyu ile ıslatıp damla damla isti’mâl olunur-kullanılır.” Demektedir.

Bundan başka İbn Sina opiumu burun hastalıklarında da kullanmıştır. Nitekim: “2 cüz afyon, 1 cüz sirke cem’ olunup-biraraya toplanıp- andan fitile yapılır.” diyerek opiumun bazı burun hastalıklarında fitil şeklinde uygulanabileceğini belirtmiştir.

Yine aynı yazar bu ünlü droğu diş hastalıklarında da kullanmıştır. Bunun için İbn Sina bu ünlü kitabında: “Akirkarha, afyon ve kına eşit olarak diş ağrısında dişe sürülür.” demektedir.

Bundan başka bu kitapta ishale karşı afyon ve haşhaş kursları (tabletleri) kullanılabileceği yazılıdır. Yine bu rahatsızlığın tedavisinde haşhaşın süüe karıştırılmış şekli kullanılmaktadır. Ayrıca İbn Sina yara tedavisinde de bir cins siyah haşhaştan yararlanmakta ve bunun için de siyah haşhaş yaprakları kullanmaktadır. Bundan başka İbn Sina afyon zehirlenmesine de Ranun’da uzun uzun değinmiştir. Nitekim yazar: “Afyon şürbeden -içen- kimsenin bedeninden afyon kokusu çıkar ve ona göz karanlığı, ahlâkına ve nefsine darlık ve yüzüne sarılık gelir. Ve kezâlik dil tutulması ve göz bozukluğu olur. Sonra soğuk ter dökmeler ve ölüm olur.” diyerek afyon zehirlenmesinin organizmada yaptığı semptomlara değinmektedir. Bu kitapta ayrıca zehirlenmeye karşı alınacak önlemler de vardır. Yazar: “Afyon şürbedene -içene- sirkencübîn- Ada soğanı Oxymeli (Sirkeli ada soğanı preparatı)-, bal suyu, şarap içirilir. Sıcak şeyler giydirilir.” diyerek alınacak önlemlerden de sözetmiştir.

Bütün bunlardan anlaşıldığına göre, İbn Sina, afyonu çeşidi preparatlar şeklinde çok çeşidi hastalıklarda kullanmıştır.

Endülüs-İspanya İslam tıbbına gelince, bu dönemde de birçok hekimler afyonu kullanmışlardır. Nitekim modern cerrahinin babası olarak tanımlayacağımız Ebül Kasım Zehravi (936-1013) de bütün İslam cerrahları gibi anestetik olarak afyon kullanmıştır. Yine bu ünlü cerrahtan çok sonra Endülüs hekim-eczacı ve botanikçisi olarak yetişmiş olan İbn Baytar (1197-1248) yazmış olduğu Kitab aî-Cami al-Müf-redat al-Edvİye vel-Agdiye adlı yapıtında afyondan uzun uzun sözetmektedir. Nitekim yazar: “Haşhaşiyedir. Eğer mercimek kadar yeseler ağrılan sakin eder ve uyutur ve eski öksürüğe fâide eder, eğer çok yeseler öldürür. Eğer gül yağı ile karıştırsalar başa sürseler başağrısını sakın eder. Eğer badem yağı ile ve zağferanla -safranla- ve mürr -mürrisafi- ile karıştırsalar kulağa tamzırsalar -damlatsalar- ağrısını giderir. Eğez zağrefanla karıştırsalar niksire vursalar iyidir. Eğer şaf eyleseler -fitil yapsalar -uyumayan kişi uyur. Eğer yumuşak doğüb çıbana ekseler fâide eder. Mercimek kadarı zihin fesadına iyidir. Eğer 2 dirhem yeseler helak eder. İlacı budur ki çok kusturalar, yağı ile hukne -lavman- ideler, tuzla sirkencübin içireler.” Diyerek afyonun alınacak miktarının 1 mercimek tanesi kadar olduğunu söylemiştir Afyon zehirlenmelerinde alınacak önlemlerden de sözeden yazar, zehirlenen kişiye, tıpkı İbn Sina’nın da yazdığı gibi, tuz, sirkencübin (Oxymel de Scille) ve şarap verilmesini, ayrıca kusturma ve lavman usullerinin kullanılmasını belirtmiştir.

Anadolu’da haşhaş ekiminin hangi tarihlerde başladığı hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Arkeolojik kazılar sırasında elde edilen bazı taşlar üzerindeki resimlere göre, Etiler zamanında Anadolu’da, Türklerin eski anayurtları olan Orta Asya’da afyon ziraati yapmakta olduklarını ve göçleriyle bu kültürü etrafa yaydıklarını yazmaktadır ki bu düşünce de oldukça dikkati çekicidir. Bundan başka Anadolu Türklerinden opium Osmanlılardan önce ve sonra geniş ölçüde sözü edilen bir drogdu. Nitekim XIV. yüzyıldan itibaren yazılmış olan birçok farmakolojik eserde afyondan sözedilmektedir. Hatta denebilir ki bu ünlü drog Osmanlılar devrinde birçok hastalığın tedavisinde kullanılmış ve hemen her rahatsızlığın giderilmesinde hekimler tarafından denenen bir ilaç olmuştur. Bundan başka yine opiumun zaman zaman keyif verici özelliğinden de yararlanılmıştır. Nitekim bu konu ile ilgili olarak Osmanlı devletinin bazı yasaklar uyguladığı da bilinmektedir.

Bundan başka yine aynı yüzyılda ünlü hekim-eczacı Konyalı Hacı Paşa (Hızır bin Ali) (1334/35?1424?) nın yazdığı Teshil-İ Deva adlı kitapda da opiumdan sözedilmektedir. Yazar: “Afyon: Bâriddir -soğuktur-, dördüncü derecede yâbisdir -yaşdır-. Ağrıları sakin eder.” Diyerek droğun ağrı giderici olduğunu belirtmektedir. Yine Haca Paşa bu eserinde Haşhaş Şarabından sözederek: “Haşhaş tohumunu kabıyle kaynatıp bişürmek gerek.” Demek suretiyle bu preparatın nasıl hazırlanacağını anlatmıştır. Haşhaş şarabı özellikle uykusuzluğa, nezleye, öksürüğe, göz ve diş ağrılarına karşı kullanılırdı. Bundan başka bu ünlü yazar kitabında Tiryak-ı Erbaa denen bir cins tiryakdan da sözetmektedir ki içinde afyon vardır. Nitekim yazar, eserinde: “Tiryak-ı Erbaa: Ciğere ve dalak ağrısına, uçuğa, kalp çarpıntısına faydalıdır. Ağrılara iyidir.” Diyerek afyon taşıyan bu preparatın etkilerine değinilmektedir.

Bundan başka yine bu yüzyılın ünlü hekimi İbn Şerif (XV. yüzyıl) tarafından yazılmış olan Yadigar adlı tıbbi yazmada afyondan uzun uzun sözedilmektedir. Bu eserde, macun, tiryak ve berş-bir çeşit afyonlu macun- tipindeki preparatların bileşiminde afyon bulunmaktadır. Bu kitapta Tiryak-ı Faruk, Tiryak-ı Ekber adı ile yazılıdır ve her çeşit hastalığa iyi gelmektedir.

Afyon XVII. yüzyılda da tıp alanında çok kullanılan bir madde idi. Bu devrin tanınmış hekimlerinden Salih bin Nasrullah’ın yazdığı Gayetü’l Beyân fi-Tedbir-i Bedeni’l İnsan adlı eserde bu droğun birçok hastalıkları giderici olarak kullanıldığı yazılıdır. Yazar, bu konu ile ilgili olarak: “Eski öksürüğü giderir, ağrıları sakin eyler. Başağrısına gül yağıyla ezip sürseler teskin eyler, ishali tutar, uyuducudur, avrat südü ve safranla karıştırıp nıkrise sürseler ağrısını satin eyler ve lakin hazmı iptal eder. Ömründe afyon yememiş adam eğer yese helak olması mükerrerdir. Bunun ılaeı şarabla sıcak yağ içip kusduralar ve keskin hukneler -lavmanlar- edeler.” Demektedir. Yine aynı hekim afyonu diş ağrısına karşı kullanmakta .ve aynı eserde: “Diş ağrısına gargara: Ban tohumu, haşhaş tohumu ikişer dirhem, hatmi kökü, papatya gul üçer dirhem, sirke ve su ile kaynatıp gargara yapılır.   Diye sözetmektedir. Opium bu yüzyılda da keyif araç,obr rak halk arasında kullanıldı. IV. Murat, 1612-1640 yılları arasında ülkede afyon, içki ve tütün kullanımını yasakladı. Sakat bu yasağa uymayanlar arasında halktan kişiler olduğu kadar padişaha yakın kişiler de bulunuyordu. Nitekim W.   Murat’ın hekımbaşısı Emir Çelebi (XVII. yüzyıl) sık sık afyon yutar ye afyon ipekli giysinin iç cebindeki yeşil kakmalı altında yapılmış küçük bir hokkada dururdu. Fakat bir gun padişah tarafından bu durum anlaşıldı ve bu unlu hekim yüksek doz afyon verilerek öldürüldü.

Bundan başka XVII. yüzyılda afyonun keyif makamında çok kullanıldığı İstanbul’da bulunan birçok esnaf grubu arasında afyoncular esnafı da vardı Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, bunlar hakkında: Aî-yoncul’ar esnafı: Acayip tarzda alayla geçedir. Kimisi asılmış gibi dili dışarda, kimi kaşınarak, kimi hayhuy ederek, kimi afyonun şiddetinden gaflet uykusuna dalarak geçerler,” demektedir.

Bundan başka yine onaltıncı yüzyılda Abdulmen-nan bin Ali b.Osman tarafından yazılmış Kitabı Muâlecât adlı bir kitapta afyon alışkanlığını giderici bazı önlemler yazılıdır. Bunun için toksikoman olan kişiye bir cins macun yediriiirdi. Bunun bileşiminde haşhaş kabuğu, darifülfül, karanfil, zencefil, darçın ve bal bulunmakta idi. Bu macun hastaya belirli miktarlarda verilir ve hasta yavaş yavaş afyondan kesilirdi.

Bundan başka Düstur al-Edviye’de (1874) Po-udre d’Opium, Teinture d’extrait d’opuim, Teinture d’opium camphree, Laudanum de Sydenham, La-udanım de Roussau, Extrait d’opium, Sirop de chlorhydrate de morphine, Sirop diacode, Sirop d’opium, Sirop de lactucarium opiacee, Poudre de Dovver, Pilules de protoidure de mercure opiacee, Cerat opiacee adlı çeşitli opium preparatları kayıtiı bulunmaktadır.

Bundan başka XIX. yüzyılda hem haşhaş ziraatini ve hem de afyon ticaretini ayrı ayrı ele alacak olursak, bu konular bu yüzyılda daha da önem kazanmıştır. Ayrıca zaman zaman bu yüzyılda haşhaş ziraati ile ilgili kısıtlamalara gidilmiş ve buna ait bazı yasaklar çıkarılmıştır.

XIX. yüzyılda Anadolu’da haşhaş ekiminden büyük kâr sağlanmakta idi. Fakat afyonun başlıca alıcısı Çin’de bu droğun alınıp satılması yasaklanınca fiadar düşmüş ve haşhaş yerine tahıl (arpa, buğday v.b.) ekilmesi, kararı alınmıştır. Nitekim 1811 tarihli bir belgede, Anadolu’da afyon ekilen yerlerde haşhaş yerine buğday ve arpa ekilmesi gerektiği yazılıdır. Bundan başka 1840 tarihli bir iradede Mihalıç, Yenişehir ve Bursa’da aynı tarihli bir başka belgede de İsparta, Keçiborlu ve Gönen’de yasaklamalara rağmen, haşhaş ziraati yapıldığı ve durumun incelenmesi gerektiği kayıtlıdır.

Yine XX. yüzyılın başlarında opium, tiryakilerin çok kullandığı bir madde idi. Nitekim Ali Rıza Bey’in yazdığı bir eserde (1922): “Tiryakiler afyonu gizli olarak kullanır, kullandıklarını kimseye göstermek istemezler ve kullandıktan sonra içerler.* Afyona cila verdiğinden tatlıyı severler,” demektedir.

Bundan başka afyon 1920′lerden sonra da bazı galenik preparatlar halinde tıpta kullanılmıştır. M. Nevzad 1924′de yazdığı Fenn-i İspençiyari adlı eserinde, Teinture d’opium, Extrait d’opium, Poudre d’opium, Sirop d’opium, Poudre Dovver gibi bazı opium preparadarının tıpta çok kullanıldığını yazmaktadır. Yine aynı eserde tiryakdan da sözedilmektedir.

Yine 1925 lerde, birçok afyon preparatı çeşitli ağrıların tedavisinde kullanılırdı. Nitekim operasyonlardan sonraki ağrılarda bile hastaya bazı opium preparadları verilirdi. Afyon tozu, afyon ekstresi gibi preparadlar ishal ve ağrı kesici olarak da kullanılmakta idi.

Ayrıca yine Akil Muhtar (Özden)’in yazdığı Afyon, Morfin ve Heroin Manileri adlı kitapta, afyon tiryakilerinden geniş ölçüde sözedilmektedir. Yazar bununla ilgili olarak: “Afyon tiryakileri için eskiden özel kahvehaneler, tiryaki çarşıları vardı.” demekte ve Dr. Madden adlı bir yabancının: “Süleymaniye Camii civarında bir tiryaki çarşısı vardır. Oraya çoktan beri bu zehre alışanlar gelirler.” diye yazdığını bildirmektedir.

Afyondan yapılan preparatlar XX. yüzyılın Türk Kodesklerinde de vardır. Özellikle Poudre d’Opium, Extrait d’Opium, Sirop d’Opium, Poudre de Dower, Teinture  d’Opium, gibi opium bileşikleri 1930, 1940, 1948, 1954, 1974 Türk Kodekslerinde bulunmaktadır.

Bundan başka 1975 yılında hükümet haşhaş kapsüllerinin çizilmesini ve ham afyon üretilmesini yasakladı ve haşhaş kapsülünü devlet tekeline aldı. Böylece bugün ham afyon üretimi yasaklanmış durumda olup afyon alkaloitieri haşhaş kapsüllerinden çıkarılmaktadır. 1980 de ise Afyon’da Afyon Alkaloitleri fabrikası açıldı ve 1983′de afyon alkaloiüeri üretimine başladı. Avrupa’nın göller bölgesinde bulunan haşhaş tohumları ile bu kıt’ada bu biricinin Milattan 4000 yıl önce kültürünün yapılmakta olduğu salımmaktadır. Fakat sonradan burada bulunan tohumların haşhaşın yabanisi veya yakın akrabası olan Papaver setigeaım’a ait olduğu saptandı. Bundan başka opium Avrupa’da da ilk dönemlerden bu yana anestezik, ağrı kesici ve bazan da keyif verici olarak kullanıldı. İngiltere’ye ordu hekimi olarak M.S. 43′de gelen Scribonius Largus’un yazdığı De Compositione Medicamentorum adlı eserde opium da kayıtlıdır.

Bundan başka XII. yüzyıla ait bir diğer soporifıc Sponge’a ait bir formül de Salerno’lu Nicolas’ın Antidotariumunda vardır. Spongia Somnifera diye bilinen bu süngeri yapmak için opium thebaicum, banotu ekstresi, olgunlaşmamış böğürtlen taneleri, marul tohumu, baldıran ekstresi, adamotu alınır, hepsi birlikte bir kaba konarak kaynaülır ve kaynamış kısma taze bir deniz süngeri daldırılır. Daha sonra sünger bütün sıvının uçması için yazın güneşe konur ve gerektiği zaman sıcak suya batınlarak hastanın burun deliklerine etki ettirilirdi. Yine bu kitapta hastanın uyandırılması için rezene kökü usaresi koklatmak gerektiği de yazılıdır.

XIII. yüzyıl Avrupa’sına gelince, bu yüzyılın en. büyük operatörü olan Lucca’h Hugh, opiumla uyutucu bir ajan hazırladı. Hazırlanan bu bileşimde opiumla birlikte baldıran, banotu, adamotu, yabani Sarmaşık ve biraz salatalık tohumlan vardı. Bu karışım hastalara bir süngerle verilir ve bazı operasyonlarda anestezi için kullanılırdı. Yine bu yüzyılın en büyük cerrahı olan Guilelmus de Salicato, 1275′de yazdığı lithotomy (taş çıkarma) operasyonundan sözeder. Ayrıca bu yazar çeşitli sinirlerin dikilmesinden sonra opium ve banotu taşıyan pomatlar ya da plasterler kullanılarak lokal anestezi sağlanacağım bildirdi. Diğer bir cerrah olan Gilbertus Anglicus (1180-1250)’da yazdığı Compendium Medicİnae adlı süngerden sozetmektedir. Bu ünlü cerrah hastayı anesteziden sirke ile uyundırmaktaydı. Aynca Gİlbertus, opium ve salatalıktan ibaret soporific (uyutucu) bir solüsyon hazırladı.

XVII. yüzyılda ise opiumun kullanılışı daha modern şekle girdi ve çeşitli hastalıklarda başlıca tedavi aracı oldu. Nitekim büyük bir klinisyen olan Thomas Sydenham (1624-1689), tentür halindeki afyon preparatını buldu ve bu preparatı bütün hastalıklar için salık verdi: Poudre d’opium (100 gr.), Safran (50 gr.), Ess de canelle (1 gr.), Ess de girofle (81 gr.), Alccohol (1000 gr.). Buradaki Laudanum kelimesi ise Latince Öğülmüş, beğenilmiş anlamına gelmektedir. Bundan başka Sydenham hastalarına o kadar çok afyon reçetesi yazmıştı ki tanıdıklan ona Afyonlu Doktor anlamına gelen Dr. Opiatus adım takmışlardı. Bu ünlü hekimin afyon hakkındaki şu sözleri çok tanınmıştır: “Ulu Tanrı’nın insana ıstıraplarından kurtulmak için lütfettiği ilaçlar arasında hiçbiri afyon kadar kullanışlı ve etkili değildir. Afyon kullanmadan hekimlik yapmaya kim cesaret edebilir? Afyon olmasaydı tıp, tek kollu insana benzerdi.” Sydeııham’ın bu sözlerinden anlaşıldığına göre, Laudanum o zamandan beri hekimlerin elinden düşmeyen değerli bir ilaç olmuştur.

XVIII. yüzyıla gelince bu dönemde opium üzerindeki çalışmaları ile ün yapmış olan Thomas Dover (662-1742), en önemli tıbbi çalışması olan “The Ancient Physicians’s Legacy to His Country” adlı kitabını 1732 yılında yayınladı. Bu kitaptaopium ve ipeka kökünden sözedilmektedir. Yine bu kitapta T. Dover’in kendi bulduğu opiumlu bir preparat olan Dover Tozu da kayıtlıdır. Yazar, Dover tozunu gut tedavisinde sudorific (terletici) etkide bir preparat olarak kabul etti. Bu preparattan belirli ölçüde alınınca 2-3 saatte gut. ağrıları geçiyordu.

XIX. yüzyılda ise afyon üzerindeki çalışmalar daha da ilerlediği gibi afyona alışkanlık oranı da yükseldi. Bundan başka opiumdan bazı alkaloiüer elde edilerek tedavide kullanılmaya başlandı. Fakat zamanla bu alkaloitler de keyif verici gaye ile kullanılınca bunların yaptığı toksikomaniler giderek çoğaldı. XIX. yüzyıl başlarında, 1803′de, Derosne, afyon alkaloitleri karışımını (morfin ve narkotin karışımı) yani, sel d’opium’u buldu. Yine daha sonra 1817′de Hanover’li bir Alman eczacı olan Friedrich Wilhelm Adam Sertürner  (1783-1841)  afyondaki uyku  veren  maddeyi, morfini, aynı yıl Fransız eczacısı ve kimyageri Pierre Jean Robiquet (1780-1846) narkotini, aynı bilim adamı 1832 de kodeini buldu.

Bundan başka yine XIX. yüzyılda afyonla anestezi alanında bazı denemeler yapıldı. Fakat bu yüzyılda artık yeni sentetik maddeler bulunup afyonun anestezide başarısız bir ajan olduğu anlaşılınca, bu madde bu alandaki önemini yitirdi. Ancak opium tâ antik dönemlerden XIX. yüzyıla kadar anestezik olarak bilinirdi. Nitekim Dişçi Morton da 1846′da afyonu anestezik olarak denemiş, fakat başaramamıştı.

Bu yüzyılda Avrupa’daki afyon alışkanlığına gelince, toksikomani, geçen yüzyıllara nazaran daha fazla artmıştı. Opium alışkanlığının Avrupa’da yayılması, Hindistan’la sıkı ilgisinden dolayı İngiltere’den başladı. Gerek yüksek sosyetede ve gerekse aşağı tabakada ve özellikle işçiler arasında afyonlu çayların kullanılışı çoğaldı, ingiltere’de işçiler cumartesi tatiline çıkarken bir çeşit afyon hapları yutarlardı. Bu tip haplar Londra ve Norfolk eczanelerinde satılırdı.

Bundan başka Avrupa’nın birçok ülkesinde (İtalya, İsviçre, Yunanistan, Hollanda, Finlandiya, Norveç, İsveç, Danimarka, Belçika v.s. gibi) bugün birçok uyuşturucu kallanılmakta olup çeşidi önlemlerin alınmasına çalışılmaktadır.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- 2 tane haşhaş başı suda haşlanır ve gargara halinde dışardan diş ağrılarına karşı kullanılır.
2- İki tane haşhaş başı suda kaynatılır ve bu sudan uyku vermesi için çocuklara verilir. Ancak kullanımı tehlikelidir.

Modern Tıptaki Yeri: Haşhaş Başı, Türk Kodeksinde kayıtlı olup haşhaş başından hazırlanan preparatların kullanılması Özellikle çocuklarda çok tehlikelidir. Ölümle sonuçlanan zehirlenmeler yapabilir. Haşhaş başının uyku verici etkisi, bileşiminde bulunan bir miktar alkaloitten (% 0.21 oranında morfin ve fenolik olmayan alkaloitler) ileri gelir. Ancak halk arasında yapılan ilkel preparatlar, çok tehlikelidir ve kullanılmamalıdır.

Yine Papaver somniferum L. bitkisinin taze kapsüllerinin çizilmesi ve çıkan ekstrenin kurutulması ile elde edilen bir madde olan Afyon (Opium, Succus Papaveris)’un bileşiminde rezin, kauçuk, musilaj, organik asitler ve tuzlar ile beraber alkaloitler vardır. Alkaloit miktarı % 10-20′dir. Bu alkaloitier iki gruba ayrılır: 1) İzokinolein türevi alkaloitler: Narkotin, Papaverin, Narsein ve diğerleri. 2) Fenan tren halkası alkaloitleri: Morfin, kodein, tebain ve diğerleri.

Bugün halk arasında afyon kullanımı yok gibidir. Çünkü I980′de kurulan Afyondaki Afyon Alkaloideri Fabrikası haşhaşdan elde edilen afyondan alkaloit elde ederek tıpta kullanımını sağlamaktadır. Böylece afyon kaçakçılığı ve afyon alışkanlığı giderek azalmaktadır.