Sarımsak

sarimsak

(Bulbus Aüii Sativi, Liliaceae)

Diğer Adları: Allium sativum (Liliaceae) bitkisinin (sarımsak bitkisi) soğanı (BulbusAllii Sativi) olan sarımsak, Türkçe’de sarımsak, sarmısak gibi adlarla anılır. XI. yüzyıl Türk kaynaklarında sarımsak veya sarımsak olarak bazı Türk kaynaklarında samursak olarak kullanılır. Kazan, Azerbeycan, Özbek ve Kırgız Türkleri ise çoğu kez sarmısak demektedirler.

Doğu Türkistan’da ise semsek, kamgak olarak bilinir. Yine sarımsak ile sarılmak arasında ilişki vardır. Bazı kaynaklar, birbiri üstüne zarlara sarılı olmasından dolayı sarmusak dendiğini bildirmektedirler. Sarımsağın Farsça adı ise Savm’dır.

Diğer dillerde de sarımsağın çeşidi kelimelerle, adlandırıldığı görülmektedir. Sarımsağın kütö kokusu nedeniyle allium kelimesi kokmak anlamına gelmektedir. Latince olere kelimesi ile, İngilizce smell kelimesi (to smeel kokmak demektir) arasında bir bağlantı kurulmaktadır. Diğer taraftan Allium, Yunanca, hallestai (sıçramak, büyümek) kelimesinden kaynağını alır ki bu da İngilizce keep out (sıçramak, büyümek) demektir. Yani ikinci soğanlarının hızlı büyümesi demektir ki bu yüzden İngilizce cloves (karanfil) adıyla da anılır.

Romalı ozan Plautus (M.Ö. 250-184), Allium kelimesini İngilizce garlic kelimesine karşılık olarak kullandı. Sarımsak bugün İngilizce’de garlic olarak adlandırılır. Bir baharat olarak kullanımından dolayı, allium kelimesi, eski Aryan dilindeki Aluh veya Alukam kelimelerinden türer. Allium, alare veya halare’den gelir. Her iki kelime soluk almak, dışarı vermek anlamındadır. Daha eski bilimsel tanımlamalar, Allium domesticum ve scordium’dur. Arapçada thûm diye adlandırılan, sarımsağa Sümerler, Sesar, Akadlar, sûmû derlerdi. Yine İran ve Irak’da tukhm-i tarrah diye adlandırılır.

Bugün Almanca’da Knoblauch diye bilinen sarımsak, ilginç bir popüler tanımlama ile de anılır. Bu tanımlama, Bauern Theriak’dır. Ayrıca Latince’de bu tanımlama, Theriaca rusticorum olarak geçer. Bu kelimeler, İngilizce’de farmer’s theriac (çiftçi tiryağı) anlamına gelirler. Esld bir eczacılık ilacı olar tiryak (İngilizcede theriac), Alman Farmakopesi olan Pharmacopoeia Germanica’ya 1882′de katıldı. Bu ilaç, sarımsağın kullanıldığı alanlarda kullanılırdı ve özellikle köylüler arasında çok revaçtaydı. Fransa’da bu deyimi Bourbonlular çok kullandı. Nitekim Fransızca’da farmer’s theriac (çiftçi tiryağı), theriaque des paysans or triacle des villains demektir. Örneğin benzer terimler diğer ülkelerde de vardır. Boeretheriak, Hollanda’da Countryman’s treacle, İngiltere’de, böndernis theragelse, Danimarka’da bonderns triakelse, İsveç’te kullanıldılar. Fransızca’da sarımsak ail adıyla bilinir.

Almanca knoblauch (sarımsak) kelimesi, eski bir Almanca kelime olan chlofalauh veya chlobilauh ve eski bir Saksonca kelime olan clofloc (sesin çeşitli değişimleri) dan gelir. Ortaçağda ise Almanlar, bu kokulu bitkiyi, klufloc ve Hollandalılar cluflooc veya cloflooc olarak adlandırdılar. Bütün bu adlar lauch ve clobo veya klobo kelimelerinin kombinasyonu ile olurlar. Lauch kelimesi eski Nordic dilinde lauker olarak bilinir. Bu kelimenin Schonen’in Güney İsveç’te bulunmuş olan bir sanat yapıtında, kendine özgü karakterde olarak küçük metal levhalar üzerine yazıldığı görüldü. Bu bir tip muska olup, bunu takanın sağlığının iyi olacağına inanılırdı. Klobu, clobo veya Chufu, çatlamış kök (split.stock), eski Anglo-Sakson dilinde ise clove, genç soğan anlamına gelirler. İngilizce bir kelime olan clove kaynağını buradan alır ve bugün İngilizce’de onun yerine garlic kullanılır. Knoblauch, yarılmış pırasa veya kök pırasa anlamındadır. Polonya dilindeki czosnek, Rusça chesnok, Çek dilindeki chesnek, kuchynsky ise aynı tanımı verirler.

Alman dilini konuşan bazı ülkelerin bulunduğu yerlerde şu adlar sarımsak için kullanılır.

Ad    Yerler
Knufflauvv    Westphalia
Knuflauk    Waldeck
Knoflak    Areo of Göttingen
Knopfloch    Lübeck
Knoploch       Renin çeşitli bölgeleri
Knewelauch    Braunschvveig
Gnuuvvluch    Naumburg
Knoweloch       Bohemia (eskiden)
Knobluch, Knuwlet   . . . .Silesia
Rnoufl    Carinthia
Knoflach    Tyrol
Knoblet    Vorarlberg
Chnoblech    İsviçre

Yahudiler sarımsağı çok kullanırlar ve ona önem verirler. Nitekim Yahudilerin yoğunlukla bulunduğu, Aşağı Ren bölgesi ve Hollanda’da Judenkost veya Jodde Look, Comlenz’de Juddezeh, Palatinate’de Judnaranilli olarak adlandırılır. Yine Almanya’nın Bentheim ve Osnabrück bölgeleri, sarımsağı 24 Haziran’da çiçek açması nedeniyle St. John Pırasası (St. John’s Leek) anlamına Süntjanslaof olarak adlandırırlar. Keskin baharat (wind clove), yaşlılık baharatı (old age clove) veya mide baharatı (stomach clove) gibi adlar, sanmsağın besin veya ilaç olarak yaygın kullanımını verirler.

italyanlar, sarımsağı çok kullanırlar ve ona aglio adını verirler. Yine Fransa’da oil, oil comnıun veya perdrix de cascogne adlarıyla bilinen sarımsak, İspanya’da ajo, Danimarka’da nvidlok, İsveç’te ritlok olarak tanımlanır. Çin’de ise dasuan olarak adlandırılırlar ve büyük pırasa (big leek) anlamına gelir.

Bugün İngiltere’de sarımsak, garlic adıyla bilinir ve garlic benzeri olarak da garlicky kullanılır. Bu kelimenin aslı eski Anglosakson diline dayanır. Droğun eski Anglosakson dilindeki adı garleac olup bu deyim, gar, ger ve leek’den yapılıdır. Burada ger, İngilizce spear (mızrak), leek ise pırasa demektir ve spear-leek, yaprakların mızrak benzeri şekli anlamına gelmektedir.

13.” yüzyılda sanmsağın Orta Avmpa’daki adları, ailelerin adlandırılmasına yardımcı oldu. Çünkü sarımsak, ekimi çok yapılan ve besin ve tedavi değerinin yüksek olması nedeniyle de ünü fazla olan bir drogdu. Nitekim Brechanmacher, 1826′da Almanya’da Esslingen’de yaşamış olan Mechthild Cnoblochin adlı bir kadının adını buna örnek olarak verir. Yine sarımsağın Avmpa’daki adları bazı yerleşim yerlerinde de kullanıldı. Örneğin Almanya’da Knoblauch Köyü bu droğun adını aldı. Yine Doğu Havelland ve Doğu Prusya’daki bazı yerlere de sarımsağın adı verildi.

Botanik ve Kimyasal Özellikleri: Sarımsak, Allium satıvum (Liliaceae) bitkisinin soğanıdır. Sarımsak bitkisi soğancıkları ile üretilir. Sarımsak soğanı beyaz veya pembemsi renkli, az sayıda soğancık (diş) dan oluşur. Soğancıkların hepsi birarada bir kabuk tarafından sarılmışlardır. Soğanın çok kuvvetli ve keskin bir kokusu ve yakıcı bir lezzeti bulunur.

Sarımsak bitkisi dünyada en çok Kuzey Afrika (özellikle Mısır), Orta ve Güney Avrupa, Balkan ülkeleri, Meksika olmak üzere diğer bazı yerlerde de vardır. Kaynağı Orta Asya olan sarımsak bütün Anadolu’da bulunur.

Sarımsak bitkisinin soğanı (Balbus Allii sativi) (baş sarımsak) olan sarımsak, tıpta çok çeşitli gayeler için kullanılır. Bu önemli bitkinin toplama zamanı Haziran-Ağustos aylarıdır. Bitkinin yaprakları solup sararmaya başladığında sarımsak başları topraktan çıkarılır, temizlenir, sapları ile beraber 4-5 gün, yerinde, açıkta bırakılır. Kuruduktan sonra demet halinde bağlanır veya dizi şeklinde örgülenir, havadar yerlere yerleştirilir. Baş sarımsak ezildiği zaman dişler ufalanırsa, kurumuş kabul edilir. Sarımsak, dizi halinde veya sandık kasalarda paketlenir. Drog, kuru, serin havalandırma tertibatiı binalarda saklanır. Eğer bu koşullar olmazsa kızışma ve çürüme tehlikesi olabilir. En iyi ve uzun süre (6-9 ay) korunabilmesi için buzhanelerde 1-2 derecede tutulmalıdır.

Eskişehir’de bulunan Anadolu Üniversitesi’ne bağlı Tıbbi ve Aromatik Bidd ve İlaç Araştırma Merkezi (TBAM), Türkiye’de sarımsak üzerinde inceleme yapan önemli bir kuruluştur. Bu enstitü Tübitak’ın da desteklediği bir çalışmada 30 tür yabancı sarımsağı inceledi. Sonuç olarak Allium sativum yerine kullanılabilecek yeni türler bulundu. Bunlar Allium tuncelianum (Tunceli) ile Allium macrocetum (Erzincan-Tunceli yöresi) dur.

Yine bugün Türkiye’de en yaygın sarımsak üretilen yer, Kastamonu’nun Taşköprü ilçesidir. Burada aynı zamanda 11 yıldan beri Sarımsak Festivali düzenlenmektedir. Bu yörenin insanları, sarımsağı bir sanayi bitkisi haline getirmeyi amaçlamaktadırlar. Böylece bugün Türkiye’de dışarıya satılamayan sarımsağın dış satımı da yapılacaktır.

Balbus Allii sativi (sarımsak soğanı, baş sarımsak) karbonhidratlar (sakkaroz, glikoz), vitaminler (A, B.C) ve kükürdü bir uçucu yağ (%0.10-0.20) taşımaktadır.

Sarımsağın bilinen kokusu, içerdiği allilik kükürtlü bileşiklerden dolayıdır. Sarımsak içerisindeki en önemli dönüştürücü enzim allinaz’dır. Bu enzimin etkisi ile sarımsak kesildiği veya yaralandığı zaman karakteristik koku açığa çıkar. Çünkü sarımsakta bulunan alliin, allinaz enzimi etkisi ile allisin’e dönüşür. Kokuyu ise allisin maddesi verir. Allisin stabil bir madde değildir. Bu madde bakterileri öldürücü olarak bilinirdi, ancak canlı organizmalarda diğer maddelere dönüşür ve antimikrobik eddsini kaybeder. Son yayınlara göre yapılan invitro çalışmalarda allicin’in kanla karıştıktan birkaç dakika sonra yok olduğu görüldü. Kanın rengi de kırmızıdan siyaha döndü. Bu bulgu, allicin’in kırmızı kan küreciklerindeki hemoglobini mcthemoglobin’e dönüştürdüğünü gösterdi. Yine karaciğer hücrelerine zarar verdiği görüldü. Böylece çiğ sarımsakdaki allicin’in yararlı olmadığı görüldü. Bazı sarımsak preparatiarı ve sarımsakdan türeyen kükürtlü bileşikler kolesterol sentezini durdurucudurlar. Ancak allicin kolesterol sentezini durdurmaz. Allicin, sarımsağın, kolesterolü düşürücü etkisine yardım etmemektedir.

Bazı çalışmalar, sarımsakdaki gamma-glutamylcys-teine derivelerinin angiotensin Fin angiotensin H’ye dönüşümünü katelize ederek kan basıncını arttıran nngiotensin dönüştürme enzimi (ACE)’nin aktivitesini inhibe ettiğini gösterirler. Ancak allicin ACE aktivitesine etki etmez. Birçok ülkedeki marketlerde bulunan 8 sarımsak ürününde allicin bulunmamaktadır. Alliin’in allicin’e dönüşümünü katalize eden sarımsakdaki allinase enzimi’nin ph3′de veya daha aşağıda irriversibl olarak aktivasyonunu kaybettiği de belirlendi. Citrate tamponlarının sarımsak tozuna eklendiği  pH2  veya  pH3′de  allicin  meydana  gelmez. 20oC’de 20 saat bekletildiği zaman diallil disülfit (% 66) diallil sülfit (% 14) ve diallil trisülfit (% 9)’e dönüşmektedir.

Ancak son yıllarda araştırıcılar, sarımsakta allicin yerine kükürt taşıyan maddelerin yararları üzerinde durdular. Bunlar, yağ ve suda eriyen maddeler olarak sınıflandırılırlar:

1) Diallyl sulfıde (DAS), diallyl disulfıde (DADS), diallyl trisulfıde ve aliyi methyl trisulfıde, dithüns ve ajoene gibi sülfide’lerin bulunduğu yağda eriyen maddeler.
2) Sally1 cysteine (SAC) Sallyl mercaptocysteine (SAMC) ve Smethyl cysteine gibi cysteine deriveleri’nin bulunduğu suda eriyen maddeler. Yağda eriyen kükürt bileşikleri, kokulu, suda eriyenler, kokusuzdur. Suda eriyenler daha dayanıklıdır ve daha güvenlidir.

Kükürt Taşımayan Maddeler: Sarımsak’ın, allixin ve saponinler gibi kükürtsüz bileşikleri taşıdığı bulundu. Bu maddeler, sarımsağın yararlılığı için gereklidir.

Son yılların önemli araştırma konularından biri olan platelet (trombosit) agregasyonunu (toplanmasını) inhibe eden droglar arasında yer alan sarımsak, Türkiye’de olduğu kadar diğer birçok ülkede de tromboz ve arteriosklerozu önleyici ve tansiyon düşürücü olarak halk arasında çok kullanılmakta ve bu etkilerin, yapılan bilimsel araştırmalara göre, sarımsaktaki kükürtlü alil bileşiklerine, başta allisin (5-alil 2 propentiosülfinat) olmak üzere alil metil trisülfür, dialiltrisülfür gibi maddelere atfedilmektedir. Yakın zamanlardaki araştırmalarla antitrombik faktörün 4, 5, 9-tritiododeka 1, 6, 11-trien 9 oksit yani ajoene olduğu ve bunun allisin’in kendi içinde kondensasyonu ile meydana geldiği ileri sürülmektedir. Ajoen’in plateletlerdeki fibrinojen reseptörleri inhibe etmek suretiyle trombosit agregasyonunu (toplanmasını) azalttığı belirtilmektedir. Ayrıca allisin’in dekompozisyon ürünü olan siklik iki bileşik de hafif bir antitrombotik etki gösterir.

Yine aloen’in antitrombotik etkisinin aspirinkine çok yakın olduğu gözlenmiştir. Ancak yine de daha detaylı klinik deneylerin yapılması gerekir. Yine ilginç bir durum da antitrombotik etki gösteren ve sarımsakta bulunan bileşiklere, kurutulmuş sarımsak tozu, ticarette satılan sarımsak kapsülü, sarımsak yağı, sarımsak ekstresi gibi preparatlarda rastlanmaktadır. O halde sarımsağın bu etkileri taze bitkide bulunur. Ancak taze bitkinin istenmeyen nahoş kokusu vardır ve bu koku taze drogda giderilirse daha rahat ve istekli olarak onu kullanmak mümkün olur. Nitekim Sallyl-cysteine maddesi taşıyan dinlendirilmiş sarımsak ekstresi olan Kyoliç, allicin taşımaz ve irrite edici ve kokulu bir preparat değildir.

Bugün gerek Avrupa ve Amerika’da, gerekse Doğu Ülkelerinde Sarımsak tozu ve sarımsak yağı taşıyan preparaüar vardır. Alman Sağlık Departmanı, Berlin’de 1988′de yayınladığı bir monografisinde, bir sarımsak ürününün piyasada satılmasını önerdi. Bu preparatta yaşa bağlı damar değişikliklerini önleyen ve yüksek kan likid düzeylerini azaltan günlük 8 mg’lık sarımsak uçucu yağı veya buna eşit 4 gr.taze diş sarımsak vardı. Bu çalışmaya göre, içerden kullanım için toz sarımsak ve preparatları önerilir. Sarımsak yağı, su buharı distilasyonu ile elde edilir. Bu yayının yapıldığı sürede sarımsağın standardizasyonu yapılmamıştı. 1988′den beri yapılan çalışmaların sonucu olarak sarımsağın önemli bir yağ azaltıcı etkisi, % 1.3 alliin veya % 0.6 allicin’e (3.6-5.4 mg. Allicin’e karşılıktır) standardize olmuş, günlük takriben 600-900 mg.lık sarımsak tozu ile sağlanabilir. Bazı daha eski farmakopeler ise çeşitli dozlar önerirler. Alman Farmakopesi (DAB 6, 1926), tek bir doz olarak 5 gr. verir. 1958 tarihli Extra Pharmacopoeia ise 2-8 gr. önerir. Yine Tinctura Allii Sativi (Allium sativum tentürü) ve Sirupus Allii sativi (Allium sativum şurubu) için tek doz olarak 5 veya 30 gr. sarımsak verilir (DAB 6.1929)

Batı ve Doğu piyasalarında bazı sarımsak ekstreleri vardır. Çeşitli adlar altında satılan bir Japon sarımsak ekstresi dilüe alkolde yıllandırılmış sarımsaktır. Bu bekletme sırasında, thiosülfinatlar kaybolurlar. Yalnızca Allicin’den ve diğer thiosülfinatlardan türeyen eser halde kokulu oligosülfitler (diallyl ve aliyi metil monodi ve trisülfîtler) kalır.

Görüldüğü gibi bugün Batı dünyası da sarımsağa önem vermeye başladı. Nitekim sarımsak, bugün hem baharat, hem tedavi edici bir drog, hem de önemli ölçüde ekonomik değer taşıyan bir preparattır. Amerika Birleşik devletleri’nde, San Francisco kentinde bulunan çifüiklerde sarımsak makinelerle ayıklanmakta ve çeşitli besinlere konulmaktadır. Hava püskürtme tümelinde soyulan, ayıklanan ve kurutulan iri sarımsak parçaları veya sarımsak tozu için çeşidi makineler kullanılmaktadır. Nitekim, bu ülkede şişelenmiş sarımsaklı makarna sosları ve dondurulmuş sarımsaklı pizzalar vb.ları gibi besinler, marketlerde satılmakta ve sarımsağın bir endüstri bitkisi olduğu ortaya çıkmaktadır.
Amerika Birleşik Devleüeri’nde bugün kişi başına yıllık sarımsak tüketimi 1975′de 300 gr. iken, 1995′de 800 gr. oldu. Avrupa’da ise tüketim Amerikadakinin iki mislidir. Türkiye’de tüketim miktarları Amerika ve Avrupa’dakinden fazladır. Ancak tıbben yararlı olarak bilinen sarımsak tüketim miktarı günde en fazla 2-3 diştir ve yutulma yerine çiğnenerek yenmelidir.

Bütün bu detaylı ve örnekler verilerek anlatılan bilgilerden sonra son yayınlara göre marketlerde satılan sarımsak ürünleri 4 kategoriye ayrılırlar:

1- Sarımsak Yağı: Ezilmiş sarımsağın distilasyonu ile elde edilir. Distilasyon sonucu toplanan yağlar sıvı yağla karıştırılır ve yumuşak jel tipi kapsüle konur. Az miktarda sarımsak esansiyel yağı ve % 99 bitkisel yağ vardır. Yağda eriyen maddeleri fazla oranda taşır. Bir miktar koku vardır.
2- Sarımsak Tozu: Susuz, toz haline getirilmiş sarımsak preparatıdır. Maydanoz, nane veya limonla kapsül şeklinde kullanılır. Tablet haline getirilir. Kokuyu azaltmak için şekerle kaplanır. Ucuz bir baharat tozudur. Test edilmiş çeşitli sarımsak ürünleri allicin’in dayanıklı olmaması nedeniyle bu maddeyi taşımazlar. Eğer yüksek ısı kullanılırsa sarımsaktaki yararlı maddeler ve doğal enzimlerin çoğu tahrip olur.
3- Masere Sarımsak Yağı: Bir baharat gibi kullanılır. Bitkisel yağla karıştırılmış ve sonra kapsüllenmiş sarımsak tozudur.
4- Dinlendirilmiş Sarımsak Ekstresi (Kyolic): Ezilen ve sonra doğal olarak 20 ay dinlendirilen güvenli, stabl ve kokusuz maddeler haline dönen sarımsakdan yapılır.

Kyolic, barsak barsak bölgesinde diğer sanmsak şekillerinden daha yumuşak etki eder. Bileşimindeki maddeler yararlı bakterilerin gelişmesini sağlar. Stabl, kokusuz, güvenli olan sallyl cysteine için standardize edilir. Sallyl cysteine, karaciğer hücrelerinde kolesterol sentezini azaltır, infeksiyonlarla savaşan vücut hücrelerinin aktivitesirıi arttınr, hayvanlarda tümörlerin büyümesini azaltır. Bu preparat Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Japonya’da 40 yıldan daha fazla zamandır kullanılmaktadır. Bilimsel mecmualarda yayınlanan 100 den fazla çalışma, hem Kyolic’in, hem de onun maddelerinin etkililiğini ve güvenliğini belirtmektedir. Çiğ sarımsak veya diğer sanmsak preparatların kötü kokusuna sahip değildir. Bu, -hoş sarımsak- olarak bilinir. Kyolic sarımsağı, tamamen doğaldır ve böcek öldürücüler kullanılmaksızın yetiştirilir.
Japonya’da Hokkaido’da, Wakunaga Çiftliklerinde kontrol edilmiş organik koşullarda yetiştirilir. Bir kısım sanmsak ise aynı zamanda California’da da yetiştirilmektedir. Kyolic Dinlendirilmiş Sarımsak Ekstresi 1990 tarihli California Organik Besinler Yönetmeliğine uyar.

Market’deki Sarımsak Ürünlerinin Taşıdıkları Maddelere Göre Sınıflandırılması

Bu farklı şekiller farklı sarımsak maddeleri taşırlar ve farklı etkilere ve toksisitelere sahip olabilirler. En güvenli, dayanıklı ve kokusuz maddeleri taşıyan sarımsak ürünü (Kyolic), en değerli preparattır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde iç pazar ve ihracat gayesiyle en yaygın çeşitler olarak erkenci (Beyaz Meksika) ve geç (Pembe İtalyan) sarımsak çeşitleri üretilir. Türkiye’de yetiştirilen ve pazarlarda aranan başlıca çeşitler ise şunlardır.

1- Beyaz Sarımsak: Orta irilikte, başlan ve dişleri olan, üstün kaliteli, oldukça sert ve keskin kokulu, verimli bir çeşittir. Genellikle kuru baş sarımsak üretiminde kullanılır ve bu amaçla fazla miktarda yetiştirilir. Aynca tedavide kullanılan bir cinstir.
2- Kara Sarımsak: Beyaz cinse göre baş ve dişleri oldukça iri ve acı bir çeşittir. Baş sanmsak üretiminden daha çok taze sarımsak olarak değerlendirilmek amacıyla kullanılır.
3- İspanyol Sarımsağı: Beyaz renkli, dişleri ve başları oldukça iri ve az acı lezzetli bir cinstir. Özellikle kuru baş sanmsak üretimi için yetiştirilir.

Sarımsak, ülkemizde, soğan kadar yaygın olmamakla birlikte taze ve özellikle kuru, baş olarak değerlendirilmek üzere oldukça geniş bir ekiliş alanı vardır. Amerika’da ise iç pazar ve ihracat amacıyla en yaygın çeşiüer olarak erkenci (Beyaz Meksika) ve geç (Pembe italyan) çeşitler üretilir.

Kullanılışı: Sarımsak, doğanın muhteşem ilacı olarak yüzyıllardan beri halk arasında kullanılmaktadır. Kurt düşürücü, tansiyon düşürücü olarak içerden bazı terkipler halinde alındığı gibi, yara iyi edici, saç hastalıklarını giderici olarak da dışarıdan uygulanır. Ayrıca bu drog, tonik ve kan temizleyici olarak bilindiği gibi, nezle ve gribe karşı da kullanılır. Yine vücudu kuvveriendirici olarak da aranan bir ilaçtır.

Sarımsak, özellikle oksiyür (enterobius vermicularis)’e karşı çok kullanılır. Yine eskiden vebada ve kolera salgınlarında yeri olan bir drogdu. Yine kan şekerini düşürücüdür. Tüberküloz tedavisinde de kullanılmıştır.

Sarımsak, neolitik dönemlerden beri bakteri, küf ve mantarlara karşı etkili bir madde olarak bilinmektedir. Sarımsaktaki uçucu yağ, Salmonella typhi, Escherichia coli, stafîlokok, streptokok v.b.’larına etki eder.

Sarımsak, Türkiye’de halk arasında yüzyıllardan beri bütün bu sayılan özellikleri nedeniyle bir halk ilacı olarak kullanılmakta ve baharat olarak da çeşidi yemeklerin vazgeçilmez bir maddesi olmaktadır.

Sarımsağın manevi değerine inanıldığı için nazarlık olarak da kullanılmaktadır. Bunun nedeni taşıdığı kokusundan dolayıdır. Halk arasında sarımsağın kokusunun hastalıklara neden olan kötü ruhları uzaklaştırıcı olduğuna inanılmaktadır. Bu inanış yüzyıllardan beri, gerek Batı Dünyasında, gerekse Doğu Dünyasında yer alan bir manevi değerdir. Eğer bir eve nazar değmemesi istenirse evin içine, kapı üsüerine sarımsak asılır ve evin kötü kuvvederden korunacağına inanılır. Yine küçük çocuklara nazar değmemesi için bir beze konup çocuğun giysisine dikilir.

Bu arada sarımsakla ilgili bazı inanışlar da vardır. Geceleri evden sarımsak kimseye verilmez. Eğer verilirse kötü şeyler olacağına inanılır. Rüyada sarımsak görmek ölüme yorumlanır. Yine bir kimse sarımsak kabuğu yakarsa fakir olacağına inanılır. Çünkü kabukların şeytanın değerli eşyası olduğu varsayılır. Yine bu nedenle sarımsak kabuğu çiğnenmez.

Görüldüğü gibi sarımsak dünyanın en tanınmış, en muhteşem ve manevi değerleri en fazla olan bir droğudur. Sarımsak ile ilgili pekçok atasözü de halk arasında yaygındır. Bunlardan birçok örnek verebiliriz: Sarımsak yemedim ki ağzım koksun. Sanmsak içli dışlı, soğan yalnız başlı. Sarımsağı gömmüş, kırk gün kalkmamış.

Sarımsağın kaynağı Orta Asya’ya kadar gider. Orta Asya’da avcılıkla geçinenlerin kullandıkları gıda maddeleri arasında tuz, sarımsak ve pırasa da vardı. Allium Sativum L. (Liliaceae) bitkisi, neolitik çağlardan beri insanlar tarafından kullanılmaktadır. Bu bitkinin soğanları olan sarımsak (Bulbus Allii Sativi), bugün olduğu gibi eski dönemlerde de kuvveüi tat ve kokusu nedeniyle zaman zaman insanların kullanmayı reddettiği bir drog oldu. Böylece Kuzey Avrupa ülkeleri Güneydekilere göre daha az kullandılar.

Eski Mezopotamya’da Sümerler (M.Ö. 2600-2100′lerde), sarımsak konusunda en eski bilgileri verdiler. Sarımsak o tarihlerde bu ülkede bir kültür bitkisiydi ve baharat, ilaç ve çeşni olarak kullanılırdı.

Bilinen en eski farmakope olan Mezopotamya Farmakopesi’nde 250 kadar bitkisel ve 120 kadar madeni ve hayvani drog arasında sarımsak da vardır. Nitekim Nippurda bulunan bir tıbbi tabletin, M.Ö. III. yüzyıla ait olduğu belirlendi. Bu tabletten elde edilen bilgilere göre binlerce yıl önce Mezopotamya’da bilinen bu droglar hemen hemen bugünkü gibi kullanılırlardı. Bitkisel droglar arasında sarımsakla beraber anason, güzelavratotu, kişniş, nane, hardal, hurma, çınar, şimşir, söğüt, zeytin, incir, badem, elma, armut, çilek, defne, meyan kökü, safran, hindiba, soğan, pırasa, turp, gül, arpa, buğday, susam, fasulye v.b.’lan vardır. M.Ö. 3000 yılına ait alan Babü’de bulunmuş bir tablette de sarımsakla ilgili bazı tonik reçeteler bulunmaktadır. Yine British Museumda bulunan 46226 No.’lu bir tabletten alınan bilgilere göre Babil Kralı Mardukpaliddin’in (M.Ö. 722-710) tıbbi bitki bahçesi vardı ve buradaki 64 bitki arasında soğan ve sarımsak da bulunurdu. Asur kralı Asurbanipal’in (M.Ö. 669-627) Nineveh’deki kütüphanesinde bulunan Sümerlerle ilgili yazılarda hurma, soğan ve sarımsak hakkında da bilgiler vardır. Örneğin hurma şarabı, sarımsak ve diğer bazı baharatlarla içilirdi.

Eski Mısır’da sanmsak önemli bir drog olarak bilinirdi. Eski Mısır Papirüslarından biri olan Ebers Papirüsümde (M.Ö. 1550 yılları) sarımsak hakkında bilgiler vardır. Doğal olarak Mısır’da bulunmayan sarımsak bitkisi, Fırat ve Dicle’nin bulunduğu bölgelerden getirildi. Sarımsakla ilgili kalıntılar, Ted ve Dra-Abu-Negga yakınlarındaki Assasif mezarlarında bulundular. Bu kalıntılar, 1887′de Schweinfurth tarafından saptandı. Yine sanmsak bitkisi soğanları Tutankhaman’ın gömük saray kalıntılarında da bulundu.

Eski Mısır halkının temizliği sevdiği bilinmektedir. Bu nedenle günde birkaç kez yıkanırlar ve aynı zamanda vücutlarını, laksatif (yumuşatıcı) ve emetik (kusturucu) lerle her ay üç gün boşaltarak içerden de temizlenmiş olurlardı. Bu gaye ile soğan ve sanmsak yiyerek vücudun içerideki kirli maddelerden arındınlmasına çalışırlardı. Bu konuda M.Ö. 450′de Mısır’a giden Herodot’un (Herodotus) (M.Ö. 490-402) History of Herodotus (Heredot Tarihi) adlı kitabından alınan bilgiler önemlidir. Piramitierdeki Mısır hiyerogliflerine göre, soğan, turp ve sanmsak piramitlerde çalışan işçiler tarafından kullanılırlar. Bunun için 1600 gümüş para (1600 silver talents) (Eski İbrani ve Yunanlıların gümüş parası) harcandı.” Bu miktar 20 yılda 360.000 işçi için bugünkü ölçülere göre 10 milyon dolar demektir. Bu droglar, işçileri kuvvelendirmekte, vücudun hastalıklara karşı korunmasını sağlamaktaydı. Eski Mısır’da sarımsak ve soğan halkın en değer verdiği droglardı. Nitekim Eski Mısır’da bitkiler, dinle bağlantılıydı. Dinin günlük yaşama girmesiyle tıbbi bitkiler mistik bir görünüm kazanmışlardı. Mısırlıların inanışına göre, Tanrılar, hastalık gönderirlerse, arkasından da o hastalıkla ilgili doğal tedaviler sağlarlardı. Böylece sarımsak ve soğan türleri insanların gözünde yüksek değere sahiptirler. Böylece Mısır halkı bu droğun kutsal olduğunu düşünüyordu. Romalı yazar ve hekim Pliny the Elder (Yaşh Plin) (M.S. 23-79), Mısırlıların bu droğa önem verdiklerini ve sarımsak ve soğan için yemin ettiklerini ve bu sırada da Mısır Tanrılarına sarımsak ve soğan sunulduğunu bildirmektedir. Romalı yazar Juvenal (M.S. 60-127), Mısırlıların bahçelerinde yetiştirdikleri sarımsakla, Tanrılarını daha kutsal hale getirdiklerini yazmaktadır. Eski Mısır’da çok Tanrılı dini inanca göre, Tanrılar hastalıkları getirdi. Hastalıklara kurtların neden olduğunu sanan eski Mısırlılar, barsak kurtlarını tedavi etmek için sarımsak kullanırdı. Ayrıca bu droğun diğer infektif hastalıklara karşı da kullanıldığı bilinmektedir.

Eski Hint’te de çok kullanılan sarımsak bu ülkeden Tibet ve Çin’e geçti. Hindistan’da sarımsağın günahkar bir drog olduğuna ve afrodizyak özellikleri bulunduğuna inanılırdı. Ayurveda (Yaşamın İlmi) (M.Ö. 700), Susruta (M.Ö. 622-652) ve Charaka (M.S. I. yüzyıl) adlı Hint tıbbi kitaplarına göre, Mahushuea adı verilen sarımsak, tonik ve deri hastalıklarına karşı bir ilaç olarak bilinirdi. Ayrıca, iştah verici olarak bilindiği gibi, sindirim bozukluğu, öksürük, romatizmal rahatsızlıklar, hemoroidler, dalak büyümesi vb.’lan için de kullanılırdı ve uccata adıyla anılırdı.

İngiliz deniz yüzbaşısı 1890′da Doğu Türkistan’a yaptığı bir gezide M.S. 400′de yazılmış bir yazma kitap buldu. Yazarının bir Budist rahip olduğu sanılan bu eseri Hoernle, Calcutta’da (Kalküta) İngilizceye çevirerek yayınladı. Sarımsak eski Hint’de afrodizyak içkilere de katılırdı. Yine sarımsak bir dini ilahide de sözedilen bir drogdu. Bu ilahı, AschofT Knoblauchlied (Garlic Song-Sarımsak Şarkısı) adıyla bilinmektedir.

Orta Asya’da Kuchar yakınında, Mingat kalıntılarında 1889′da bulunan bir yazma eserde sarımsağın her derde deva (Panacea) bir drog olduğu bildirilir. Bu yazma, Betula Ağacı (Huş ağacı) kabuklarından (Birch Bark) yapılmış tabakalara yazılmıştı ve 56 sahifeydi. Bir Budist tapınağında bulunan bu eser, (Birch Barch Yazması) (Birch Kabuğu Yazması) eski Sanskritçeyle yazılmıştı.

Sarımsak, Çin’de de çok kullanılan bir drogdu. Li Schi Chen tarafından 1552′de yazılan Eski Çin Materia Medica’sı (Çin farmakopesi), Pen Ts’ao Kang Mu adıyla bilinir. Bretschneider, bu farmakopede bulunan bitki adlarını belirledi. Bunlar arasında beslenmede kullanılan çeşni maddeleri arasında Allium sativum (sarımsak), Allium odorum ve Allium fıstulosum gibi bitkiler de vardır. Yine Chou Kung tarafından M.Ö. 100′de yazılan Rhaya adlı bir çalışmada sarımsak, resolventium adıyla kayıtlıdır.

Çinliler Allium sativum (sarımsak)’la beraber diğer Allium cinslerini de ekerlerdi. M.S. 5. yüzyılda yazılan ve Ts’i min yao shu (Important Rules for People to Earn their Livelihood Peacefully) (Yaşamı Sakin Geçirmek İçin Halka Ait Kurallar) adlı kitap, ziraaüa ilgilidir ve Allium cinslerinden sözeder.

Eski Çin’de ecza depoları da bu ülkenin geleneksel droglarını bulundururlardı. Bunlar arasında sarımsak da vardı. 1938′de Çin droglarının adlarını bir bildiri ile sunan Hooper, Malezya (Malaysia) da bunları inceledi. Yazar, Chiu chiu paikew pak (Allium bakari Regel), Chiu hsiu tzü (Allium odorum) gibi Allium türleriyle birlikte Allium sativum (sarımsak)’dan da sözetti.

Çin tıbbında kullanılan bazı bitkiler, Kore yoluyla Japonya’ya da geçti. M.S. 9. yüzyılda Japonya’da görev yapan Abe Manao ve Idzuma Hirosa adlı hekimlerin, Allium sativum’u tıbbi formüller içinde kullanıp kullanmadıklan pek bilinmemektedir. Ancak Japonlar Çin ziraatini örnek aldılar ve özellikle bazı baharatların ekimini yaptılar. Japonlar sarımsak bidesini (Allium sativum) soğuk algınlığına karşı ve ayrıca afrodizyak ilaç olarak kullanırlardı. Eski Japon halkı, evlerine öksürük için kullanmak üzere sarımsak soğanları asarlardı. Ayrıca Japonya’da sarımsak sanatoryumları kuruldu. Bu kuruluşlar, sarımsakla tedavinin yapıldığı yerlerdi ve buralarda bu drog, çeşidi hastalıkların tedavisi için kullanılırdı. Bu tip kuruluşlarda sarımsakla çeşitli tedaviler yapılırdı. Örneğin hastalara bir duş odasında sarımsak solüsyonu püskürtülürdü.

Eski İsrail’de ise sarımsak, önceleri Mısır’dan sağlandı. Dieffenbach’a (1902) göre, eski İsrail, buğday, maydanoz, üzüm, incir, nar, zeytin, mercimek, fasulye, darı, kabak, kavun, karpuz, pırasa, soğan, kimyon, dereotu, hardal, hurma, elma vb.bitkilerin ekimini yapardı. Bu ülkede sarımsağa Schum, Shum veya Serilimin gibi adlar verilirdi. Eski bir İsrail yazması olan Talmud’da bitkiler, tıbbi ve dietetik olarak ayrılırdı. Sarımsak hem dietetikdir, hem de tıbbi bir drogdur. Bir hukuk kitabı olan Midrash, Kral Solomon’un (M.Ö. 965-926), öğünlerini tıbbi ve dietetik olarak ayırdığını bildirir. Eski İsrail’de tıp, M.Ö. 2. yüzyılda, Jesus Sirach tarafından geliştirildi. O dönemlerde Akdeniz bölgesinde 60 cins pırasa türü vardı. Ancak Tevrat’ta Allium sativum (sarımsak)’dan sözedildiği tam olarak bilinmemektedir. Yine sarımsak eski İsrail’de spazm giderici, afrodizyak (aphrodisiac, cinsel gücü arttırıcı), idrar arttırıcı (diüretik) ve sindirim rahatsızlıklarını giderici olarak bilinirdi. Ayrıca halk arasında çiğ sarımsaklı ekmek çok yaygın olarak kullanılırdı. Bugün de bu ekmek tipi hem İsrail’de, hem de diğer ülkelerde çok yaygındır. Bu arada sarımsak bu ülkede köpek, tavuk gibi hayvanlara besin olarak verilirdi.

Eski İran’a gelince, sarımsak bu ülkede de çok kullanılırdı. Pers saraylarında her gün 13 kg. soğan ve 26 kg. sarımsak yenirdi.

Eski Yunan’da sarımsak bilinen bir drogdu. Yunanlılar sarımsağa Skorodon ve sarımsak satan satıcılara da Skorodopolos adını verdiler. Yine Skorodolmae adı verilen ve sarımsak ve tuzdan yapılan bir etsuyu eski Yunan halkı tarafından çok kullanılırdı. Eski Yunan halkının yüksek tabakalan tarafından kullanılmayan bu preparat, özellikle aşağı düzeydeki halk kesimlerince   benimsenmişti.   Eski  Yunan  halicinin yüksek düzeydeki kesimi bu droğu kötü kokusu nedeniyle sevmezdi. Ayrıca kokusu nedeniyle Tanrıların bu drogdan memnun kalmayacağına inanılır ve mabetlerde   kullanılmasına   izin  verilmezdi.   Homer (M.Ö. 8. yüzyıl), sarımsağın etiölerini bildirdi ve sarımsağın önemini mistik kavramlarla açıkladı. Yunan düşünürü Theophrastos (M.Ö. 371-287) ise bu bitkiyi inceledi ve Kyelehe dağlarında pırasa türleri buldu. Bu bilginin incelediği tür, Allium moly L. veya Allium magicium L. olabilir. Her iki tür de kırmızı veya sarımsı-kırmızı çiçeklidir. Soronic Körfezi yanındaki Megaris bölgesinin yerli halkı sarımsak ekerdi.

Sarımsak, Yunan mutfaklarının çok bilinen bir droğuydu ve özellikle tıbbi özellikleri bakımından kullanılırdı. Myrrha, defne yaprakları, soğan ve sarımsak pomat halinde dışarıdan da kullanılırdı. Ünlü Yunan hekimi Hippocrates (M.Ö. 460-377) Allium sativum’u (sarımsak) diüretik, laktasif ve menstruel kanamaları soktürücü  olarak kullandı.  Pnömonide (zatürre) ve bazı yaraların tedavisinde de yeri olan bu droğu, Yunan komedi ozanı Aristophanes (M.Ö. 445-385), vücudu kuvveüendirici en önemli etken olarak kabul etti. Nitekim Yunan atlederi, Olympia’daki yarışlardan önce sarımsak yerlerdi. Aristophanes bir yazısında bu konuda şöyle demektedir: “Sarımsakla yapılan kahvalü, mücadelelerinizde sizi daha  kuvvetli  yapar”.  Ayrıca  Erasistratos   (M.Ö. 305-257) ekzamayı dışarıdan tedavi etmek için sarımsak, kükürt ve sirkeyle hazırlanmış pomat önerdi. Ünlü Yunanlı bilgin Pythagoras (M.Ö. 580-500), sarımsağı baharaüarın kralı olarak tanımladı. Bu bilgine göre, bu droğu Tanrılar sevmezdi.

Eski Roma’ya gelince, sarımsak bu ülkeye eski Yunan’dan geçti. Eski Roma halkının bir kısmı bu droğu sever, bir kısmı ise hoşlanmazdı. Romalılar sarımsağa alliinae derlerdi.Sarımsak satıcılarına ise alliarii adı verilirdi. Romalı komedi ozanı Plautus (M.Ö. 254-184) ise bir komedisinde şunları yazar: “Şeytan ol ve sarımsak gibi kok” Yine ünlü Romalı bilgin Marcus Terentius Varro da bu drog hakkında şöyle demektedir: “Sözleri sarımsak ve soğan kokusuna sahip olmakla beraber babalarımız ve dedelerimiz oldukça cesarediydiler.”

Roma’da zengin kişilerin sayısı arttıkça kötü kokulu olan sarımsağın kullanımı da azaldı. Roma İmparatoru Marcus Aurelius (M.S. 121-180) sarımsağı sevmezdi. Filistin’e gittiği zaman kentlerin gürültüsü ve sarımsak kokusu ile karşılaştı. Yine Marcus Porcius Gato (M.Ö. 234-149), De re rustica adlı kitabında 120 bitki arasında sarımsak bitkisi. Allium’dan da sözeder. Böylece eski Roma’da sarımsak ve diğer yakın türler çok ekilirdi. Ancak sarımsak, askerler, denizciler ve köleler arasında çok kullanılırdı. Romalı askerlere, bir diet çorbası verildi ki bunun bileşiminde, şu maddeler vardı: Buğday, su, tuz ve siyah biber, soğan, sarımsak, sığır eti ve peynir.

Bu arada eski Roma’da sarımsakla ilgili mistik inanışlar da vardı. Roma halkı sarımsağın kötü ruhları evden çıkardığına inanırdı. Bu maksada yalnız sarımsak yemek yeterli değildir; aynı zamanda duvarlara sarımsak bitkisinin resimlerini de yapmak gerekirdi. Nitekim Pompei’deki arkeolojik kazılarda bu tip resimler bulundu. Yine Romalı yazar, Juvenal (M.S. 60-127), sarımsağı, askerlerin besini ve ilacı olarak tanımladı. Horatius (M.Ö. 65-8) ise bu droğu Yahudilerin besini olarak belirtir. Aynı yazar, Yahudileri, sarımsak kokusunun sinmesi nedeniyle Judae foetentes (kötü kokan Yahudiler) diye adlandırdı.

Romalı ansiklopedik hekim, Pliny the Elder (Büyük Pliny) (M.S. 23-79), Allium sativum yapraklarının havada siyahlaştığını gördü ve böylece sanmsağın kötü ruhları ve karanlık güçleri yendiğini belirtti ve yılan ısırıklarına karşı kullanılmasını öğütledi. Nitekim Romalılar şeytanların dünyada yılanlar olarak şekillendiğine inanırlardı ve yılanların ısırmasıyla bunların insana geçtiğini sanırlardı. Bu nedenle sarımsak etkili bir antidot olarak kabul edilirdi. Yine sütlü pelesenk yağı, dut usaresi ve sarımsak yağı ile karıştırılır ve baldıran zehirlenmelerine karşı antidot olarak kullanılırdı. Ayrıca Pliny sanmsağın kötü kokusuna da değindi.

Romalı ünlü hekimlerden Pedanios Dioscorides Anazarbeus (M.S. 1. yüzyıl), sarımsağın tıbbi yönlerini inceledi. Yazar, bu droğu diüretik (idrar arttırıcı) ve stomaşik (midevi) olarak kabul etti. Barsak kurtlarını öldüren bu drog, ayrıca hemoroidlere karşı da etkiliydi. Dioscorides, Materia Medica’sında Allium sativumla beraber Allium Leucoprasum, A.subhirsutum, A.ampeloprasum adlı türlerden de sözetti. Dioscorides bu drog hakkında şunları yazmaktadır:

“Sarımsak keskin, mumuşatıcı ve gaz giderici etkiye sahiptir. Midenin suyunu alır, susuzluğa neden olur, ayrıca deri ürezinde abseler meydana gelir. Yendiğinde kurdan çıkarır, idrar miktarını arttırır. Şarapla karıştırılmış şekli ağızdan alınırsa yılan ısırıklarına ve hemoroidlere iyidir. Tuz ve yağı ile beraber yapılmış pomadı, deri lekelerini ve kızarıklıklarını giderir.” Romalı hekim ve araştırıcı Scribonius Largus bir reçete kolleksiyonunu, Compositiones adlı bir farmakope kitabında topladı. Felix Rinne bu kolleksiyonu bazı yorumlar katarak 1892′de yayınladı. Allium sativum (sarımsak bitkisi), bu kitapta bulunan bitkiler arasındaydı.

Yine ünlü Romalı Hekim Aulus Cornelius Celsus (M.Ö. 25-M.S. 50), sarımsağı, ısıtıcı, purgatif (müshil) ve kötü sıvıları vücuttan atan drog olarak tanımladı. Yine Celsus, bu droğun öksürük giderici ve soluk almayı kolaylaştırıcı olduğunu belirtti. Ayrıca aynı yazar, sarımsak tohumlarının supposituar (fitil) şeklinde mestruasyonu düzene soktuğunu bildirmektedir.

Ortaçağa gelince, sarımsak hem Doğu, hem de Batı ülkelerinde gerek baharat makamında, gerekse ilaç olarak kullanıldı. Ortaçağ İslam dünyasında bazı yazarlar sarımsağın yararlı yönlerini ve karakteristik özelliklerini vurguladılar. Ortaçağ İslam dünyasının ünlü yazarlarından Abû Yusuf Ya’qûb İbn Ishâq al-Kindî (M.S. 800-870) sarımsağı kulak iltihaplarında duyulan ağrıyı giderici olarak kullandı. Bu araştırıcının Agrabâdhin adlı eserinde bazı bilgiler vardı. Sarımsak, kulak ağrılarında iltihabı gidericidir. 7 baş sarımsak alınır ve hepsi bir iğne ile delinir ve sonra bunlar zeytinyağında kavrulur, daha sonra çıkarılan yağ temizlenir ve bir şişeye konur. Sabah akşam kulak ağrısı için kulağa sürülür.

Ortaçağ İslam dünyasında sarımsak bitkisinin hem doğal, hem de kültüre şekli bilinirdi. Araplar bu droğu solucanlan öldürücü, yılan ısmğını tedavi edici, diş ağrılarını iyileştirici, menstuel anormallikleri düzeltici, kuvvet verici, deri rahatsızlıklarım giderici ve veteriner tıpta bazı rahatsızlıkları geçirici olarak kullandılar.

İslam dünyasının en ünlü hekimi İbn Sina (980-1037) da sarımsaktan sözetti. Yazar, Kanun adlı eserinde, besin maddeleri hakkında şunları yazar: “Bütün besin maddeleri kendi doğal sonuçları olarak ısı meydana getirir, çünkü onların kana dönüşmesi vücuttaki ısının (enerjinin) doğal olarak artmasına neden olur. Böylece, sindirimden sonra, hatta soğuk olan salata ve balkabağı bile vücutta ısı meydana getirir. Ancak bu sıcaklık, hatta, sindirimden ve değişmeden önce bile, drogların meydana getirdiği ısı ile aynı değildir. Vücut, tıbbi besin maddelerini değişikliğe uğratırken aynı zamanda, onların niteliklerini de değiştirir. Bu niteliksel değişme, ancak onların düzenli sindiriminden önce meydana gelir. Bu nedenle bazı tıbbi besin maddeleri sıcaktır ve vücutta derhal sıcaklık meydana getirir, örneğin sarımsak gibi…” diye yazmaktadır.

Yazar, sarımsağın, çocukların sindirim zayıflığında kullanıldığını belirtmektedir. Bunun için ayva suyu ile birlikte karıştırılmış sarımsak dişi ağız yolu ile çocuklara verilir. Yine süt ile fazla beslenmeden dolayı kusma olursa 4 adet ezilmiş sarımsak dişi ağız yolu ile kullanılır. Yine aşırı derecede soğukta ve karlı havada seyahat eden insanı sarımsakla tedavi etmek uygundur, çünkü drog ısı verir. Ayrıca soğan ve sarımsak, ağır bulanık su içmiş kimseye antidot olarak verilir.

Daha sonraki yıllarda ünlü botanikçi Ibn al-Baithar (1197-1248) içlerinde sarımsağın da bulunduğu 1400 bitki üzerinde çalışma yaptı.

Sarımsak, Ortaçağ’da Batı dünyasında da çok kullanıldı. Bu bitkiyi Romalılar, Almanya’ya getirdiler. Anglosaksonlar ve Almanlar, sarımsağı tanıyorlardı, ancak Allium sativum bitkisini diğer cinslerle karıştırmaktaydılar. Alman dialektinde bulunan Lauch kelimesi, birçok Allium türlerini kapsayan bir terimdi. Benedictine rahipleri sarımsak bitkisini manastır bahçelerinde yetiştirmeye başladılar. Nitekim sarımsağın veba ve diğer bulaşıcı hastalıklar için çok değerli bir ilaç olduğuna inanılmaktaydı. Charlemagne döneminde (M.S. 768-814), Breviarum rerum fîscalium adlı bir külliyat, sarımsağı hem baharat, hem de ilaç olarak kabul etti. Yine aynı dönemin diğer bir kanun kitabı Capitulare de villis, bazı Allium türlerini bildirmektedir. 9. yüzyılda İsviçre’deki St. Gailen manastırı’nın planında da, bitki bahçesi ile birlikte sebze bahçesi de vardır. Bu bahçede sarımsak da ekilirdi ve Allium sativum, Alias adıyla bilinirdi.

Ancak sarımsak Ortaçağ’da Orta Avrupa’da her yerde aynı şekilde sevilmedi. Örneğin Kral Büyük Otto (M.S. 912-973)’nun elçisi Bizans Sarayı’ndaki yemeklerde devamlı olarak kullanılan sarımsaktan nefret etmişti. Nitekim, bir raporunda, Bizans imparatorunun çok kötü olarak soğan ve sarımsak koktuğunu, her iki bitkinin de besinlerde fazla kullanıldığını bildirdi. Daha o dönemlerde elçinin sarımsağa karşı duyduğu antipati bugün bile Kuzey Avrupa’da devam etmektedir.

Yine Ortaçağ’da Kuzey Almanya’da söylenen bir söz, bu drog hakkında kullanılan mübalağalı bir ifadedir. “Fazla sıramsak yiyen bitlenir.” Ancak sarımsak baharat makamında soslara girer ve kızartılmış biftekte kullanılırdı. Bu drog, İngiltere’de çok az sevilirdi. Nitekim İngilizler, bu droğu kullanan İspanyolları sevmezlerdi. Hatta William Shakespeare, A. Midsummer night’s adlı bir yapıtında şöyle yazar: “Sevgili aktörler, soluğunuzun iyi kokması için, ne sarımsak, ne de soğan yiyin”, İngilizlerin sarımsakla ilgili fikirleri bugün de aynıdır. Fransız mutfağı sunan lokantalar bile yemeklerine çok az sarımsak koyarlar.

Ortaçağda İspanyollar sarımsağı çok kullanırlardı. Castilia Kralı III. Alphonse (M.S. 866-990) İspanyolların sarımsak yemelerini önlemek için, hacıların kutsal yeri olan Santiago de Compostela’da Olla potride adlı bir çorbanın kardeşliği sağlayıcı ulusal bir yemek olduğunu bir emirle bildirdi. Bu yemeğin bileşiminde kabak, havuç, soğan, biber, domuz eti, kuzu eti ve bir miktar da sarımsak vardı ve böylece sarımsak direkt olarak yenmiyor ve kötü kokusundan kurtulunuyordu. Marx Rumpott’un yazdığı bir yemek kitabında, hollopotrida adıyla tanımladığı bir çorbada 90 tane madde vardır ve içinde sarımsak da bulunur. Nitekim İspanya, sarımsağın ülkesi olarak kabul edildi. Macer Floridus’un 11. yüzyılda yazdığı bir didaktik şiirde, 77 tıbbi bitki arasında sarımsak da vardır. Bu ozanın Romalı Aemİlius Macer olduğu bilinmektedir.

Normandiya Dükü 1. Robert (M.S. 1010-1035), sarımsağın kullanımını savundu, 1. Robert, sarımsağın insanı ölümden kurtaran kötü kokulu bir drog olduğunu belirtti.

Yine Salerno Tıp Okulu, Ortaçağ Avrupasının en ünlü okullarmdandı. Carthage’lı Constantinus Africanus, çalışmalarının çoğunu bu okuldu yazdı. 1106′da Monte Cassino’da olan bu rahip-hekim, kitabının 1536′da Basle’da yayınlanan baskısında Allium’dan söz eder. Yine yazarın Alphita adlı kitabında da sarımsak vardır. Ayrıca Bingen’li Hildegard’ın Physica ve Causae et curae ve Albertus Magnus’un De virtutibus herbarum et animalium adlı kitaplarında da sarımsaktan söz edilir. Hildegard, sarımsağı sarılığa karşı kullandı. O dönemlerde, sarımsağın gül bahçelerinde ekilerek güllerin kokusunun orijinal olacağı bildirildi. Nitekim 19. yüzyılda buna benzer fikirler üzerinde duruldu ve üzüm bahçelerinde sarımsak ekilerek, daha kuvvetli aromatik kokulu üzüm sağlanacağı fîkri yaygınlaştı.

Allium sativum’a ait Almanca bir kelime olan Clobeloch, 13. yüzyıla ait olan Alman Vienmase yazmasında vardır. Yine 15. yüzyıla ait olan Wampen’li Eberhard’ın yazdığı Almanca Gothaer Arzneibuch’da (Pharmacopeia of Gotha), knuflok veya knoflok kelimeleri bulunur. 1244′de Danimarka’da Roeskilde’deki bir manastırda hekim ve rahip olarak çalışan Henrik Harpestrenk, bir bitki kitabı yazdı ve burada sarımsağın adını kloflok olarak kullandı. Fischer ise yazdığı Medieval Botany adlı kitabında bir yasal kodeks olan ve 1344 tarihli Weistum’un bazı bahçe bitkileri arasında sarımsağı da listekdiğini yazdı.

Yine Peter Schöffler tarafından 1485 ve 1591′de Mainz’de basılan Almanca adı Gard der Gesundhelt (sağlığın bahçesi) olan Hortus Sanitatis, önemli bir çalışma olup birçok bitki arasında sarımsağa da yer verdi.

15., 16., 17. yüzyılların botanikçileri ve hekimleri sarımsağı terapötik olarak kullandılar ve onu daha detaylı incelediler. Paracelsus (1493-1541), bu droğu, vebanın antidotu, ekspektoran, diüretik olarak içerden ve rektum (anüs) çıkması ve abseler için dışarıdan kullandı. Yine Latince adı Lonicerus olan Adam Lonitzer (1528-1586), Frankfiırtta hekimlik yaptı ve Latince’de 20 kez basılmış Latince ve Almanca yazdığı bir botanik kitabında sarımsak usaresini dışarıdan kullanılan bir ilaç olarak önerdi. Bu usare başa sürülünce bideri öldürüyordu. İçerden alındığı zaman zehirlere ve kurtiara etkili oluyordu. Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili bir drog olduğu da bilinmekteydi. O çağlarda çok geçerli olan şu sözler droğa verilen önemi gösterir: “Sarımsak yersen çabuk ölmezsin”. Nitekim Basle kentinde, veba salgınlan olduğu zaman, düzenli olarak sarımsak yiyen Yahudilerin, diğer insanlardan daha az bu hastalığa yakalandıkları ve ölüm oranının çok düşük olduğu görüldü. Halk arasında sirkeli ve şaraplı sarımsak terkipleri kullanılırdı ve vinaigre des quatres voleurs adıyla bilinirdi ki bu ad dört hırsız sirkesi anlamına gelir. Çünkü bu terkip dört hırsız tarafından bulunmuştu.

Ünlü Alman hekimi Hieronymus Bock (1498-1558), 1539′da Strassburg’da basılan Nevv Kreutterbuch adlı kitabında, sarımsağın koktuğunu, ancak börçok rahatsızlığa iyi geldiğini belirtir. Baştaki kepeği ve lekeleri alır, karın gazlarını giderir, idrarı arttırır, öksürüğü durdurur, bütün zehirleri alır ve vücudu kuvvedendirir.

Yine Almanya’da İngolstadt ve Tübingen’de profesör olan ve botaniğin babası olarak kabul edilen Leonhard  Fuchs   (1501-1566),   1543′de  yayınlanan New Kreüterbuch adlı kitabında (Yeni biddler kitabı), sarımsak hakkında aynı bilgileri verdi. Bu kitabın Latince baskısı Historia Stripium adıyla yayınlandı.

Bu arada Alman imparatorları Ferdinand ve II.Maximilian’ın 1554-1562′de saray hekimi olan Pier Andrea Mattioli (1501-1577) (Matthiolus)’nin> Kreüterbuch (Biddler kitabı) adlı kitabında, bu konu ile ilgili bazı bilgiler vardır. Mattiıiolus’a göre, bu drog yalnız baharat değil, aynı zamanda bir ilaçtır. Mideyi ısıtır, kabızlığı ve gazı giderir. Bu arada sarımsak yemek, barsak kurüarını öldürür. Eğer brandy’li sarımsak yenirse böbrek taşlan düşer. Beyaz şaraplı sarımsak, idrar artüncıdır. Çiğ veya pişmiş sarımsak sarılıktan sonraki sarı rengi alır. Yine Bergzabern’li bir hekim olan Jacobus Theodorus Tabernaemontanus (1520-1590), Neve Kreüterbuch adlı kitabında, böbrek taşlarının giderilmesi için sarımsak kullandı. Bunun için beyaz şarapta 3 baş sarımsak ezilir, karıştırılır ve bu karışım böbrek taşlarını gidermek için hastaya verilir.

Yine ünlü bir botanikçi ve hekim olan Otto Brunfels (1488-1534), tıbbi bidelerin resimlerini de içeren bir bidd kitabı yazdı. Bu kitabın Latince baskısı Herbarum vivae eicones adıyla yayınlandı. Daha sonra ise Contrafayt Kreüterbuch adıyla Almanca baskısı çıktı. Yazar, bu kitabında, sarımsağın hem ilaç hem de baharat olarak değerinin bulunduğunu bildirir. Ayrıca Belçikalı (Antvverp’den) Carolus Clusius (1526-1609) (gerçek adı Charles de L’ Escluse’dir). Rariorum plantarum historia adlı tıbbi bitkilerle ilgili bir kitap yazdı. Yazar bu kitapta çeşidi Allium türlerinin kıyaslamalı olarak özelliklerini sıraladı. Bu arada diğer bir araştırıcı olan Junius Rembett Dodoens (1507-1585), Fransızca olarak 1557′de yayınlanan Histoire des plantes adlı kitabında aynı özelliklere değindi.

17.    yüzyılda. İngiliz araştırıcı, Nicholas Culpaper (1616-1654), tıbbi bitkiler üzerinde 1649′da çok popüler bir kitap yazdı ve sarımsağın Tanrı Mars’ın bitkisi olduğunu bildirdi. Bu fikir, ilkçağlardan gelen düşünce sistemiydi. Çünkü o dönemlerde askerler, sarımsağı cesaret ve kuvvet için yerlerdi. Bu dönemde sarımsak bitkisel kitaplarda vardı, ancak farmakopelerde nadiren bulunuyordu. Genellikle halk ilacı olarak kaldı.

1663′de Johan Joachim Becher tarafından yayınlanan Parnassus medicinalis iilustratus adlı bir bitki kitabı, allium türlerinin tıbbi etkilerini verir.

Allium sativum, 17. yüzyılda bazı ilaç listelerinde de vardır. 1450 tarihli Frankfurter Liste adlı bir eczacılık kitabında olduğu gibi, yine 1682 tarihli bir eczacılıkla ilgili fiyat listesinde de bulunur. Ayrıca 1741 tarihli Würtemberg Farmakopesinde de Radix Allii sativi adıyla yer alır.

18.    ve 19. yüzyıllarda sanmsağı en çok inceleyen doktorlar, Geoffroy, Hecker, Clarus ve Osianderdi. Bunlardan Geoffroy, 1761′de onu bir ilaç olarak kabul ederken, Osiander, 1829′da bir halk ilacı olarak değerlendirildi. Clarus ise 1815′de sarımsağı bir stomachic (midevi) ve antiscorbutic (skorbüte karşı) olarak lavman şeklinde kullandı. Ayrıca aynı yazar barsak kurtlarını giderici olarak kabul etti. Yine sanmsağı daha detaylı inceleyen Hecker, bu droğu 1815′lerde midevi, karın gazlarını ve ağrılarını giderici ve diğer sindirim rahatsızlıklarına karşı bir ilaç olarak kullandı. Yine aynı yazar bu muhteşem ilaçtan histerik durumlarda, idrar yollan rahatsızlıklarında ve ekspektoran (göğüs yumuşatıcı) olarak yararlandı ve bazı reçeteler hazırladı. Ayrıca derideki lekelere ve dökülmelere karşı kullandığı gibi, sanmsak ekstresine emdirilmiş pamuğu iltihab ve ağn giderici olarak 5-6 kez kulağa uyguladı.

Sarımsağın geleneksel halk tıbbında kullanılması özellikle dini inanışlar ve mistik efsanelerle bağlantılıdır. Bu inanışlar ilkçağlardanberi görülür. Nitekim o dönemlerde balıkçılar ve denizciler, sanmsağı, hastalıklardan ve kötü ruhlardan korunmak için muska olarak kullanırlardı. Bu mistik uygulamalar özellikle deniz ülkelerinde, örneğin Yunanistan’da ve Akdeniz ülkelerinde bugün de çok yaygındır. Yine küçük çocuklar kötü ruhları çıkarmak için sarımsak gerdanlıklan takmaktadırlar. Polonya’da ise Yahudiler, hasta çocukların boyunlarına şeytanlardan korumak için sarımsak takarlardı. Yine Polonya köylüleri birkaç baş sanmsağı ceplerinde taşırlardı ve böylece droğun kötü kokusunun hastalığı vücuttan çıkaracağına inanırlardı.

19. yüzyılın sonlarında kuşların ekilmiş tarlalardan sanmsak tohumlan ile kovulacağı inanışı vardı. Ayrıca kuvvetli sarımsak kokusunun yüksek düzeyde insanları örneğin prensleri şeytandan koruyacağına inanılırdı. Bu gelenek Fransa’dan gelir. IV. Henry (1589-1610), kötü ruhları uzaklaşürmak için şarap ve sarımsak yağı kanşımı ile yağlanırdı. Fransa’nın diğer prensleri de böyle yağlandılar.

Evcil hayvanlar da sarımsakla yağlanırlardı. Bohemya’da köpekler, horozlar ve kazlar noel gecesi sarımsakla beslenirlerdi. Böylece bu hayvanlardan şeytan uzaklaştınlabilirdi.

Sarımsak, Amerika’ya İspanyollar yoluyla geçti. Yine Avrupa’da kötü ruhların bir yere girişini önlemek için sarımsak ve kabak saplan bir kapta pişirilirdi. Sonra bu karışım odayı temizlemek için kullanılan suya konurdu. Ölümden sonra evin bütün eşyaları bu karışımla dezenfekte edilirdi. Böylece bu operasyonla Kuzey ve Güney Avrupa’da ölünün sık sık eve uğramayacağına inanılırdı. Ölünün vampir olduğu ve sarımsakla uzaklaştırılabildiği sanılırdı. Nitekim sarımsağa hayat ağacının tomurcuğu veya fena kokulu gül adı verildi. Bram Stoker’ın yazdığı yaşlı vampirle ilgili Dracula adlı öyküden bazı bilgileri aktarabiliriz: “Güzel Lucy’nin kanım Vampir’in emmesinden korumak için, profesör bütün odayı sarımsakla örttü ve sarımsak soğanlarıyla onun yatağını dekore etti. Böylece odanın her tarafı sarımsak kokusuyla dolmuştu. Ancak evin hizmetçisi kötü kokulu sarımsakları odadan attı ve odayı havalandırmak için pencereleri ve kapıları açtı. Ertesi sabah vampirin Lucy’nin kanını emdiği anlaşıldı ve kan nakli ile kurtarılabildi.”

Yine 19. yüzyılda Slovakyalılara göre sarımsak, sihri inanışlarda ve halk tıbbında önemli bir rol oynardı. Nitekim halk arasında bazı tıbbi kullanımlar uygulanırdı. Barsak kurtları için bir bardak cinin üzerine sarımsak usaresi içmek iyi bir tedavi yöntemiydi. Yine bunun için süt ve sarımsak karışımı kullanılırdı. Bosnian sava’da 19. yüzyıl sonlarında yaşayan Bosic adlı bir köylü epilepsi (sar’a) için sarımsağı önerdi. Ayrıca, köpek ısırığına karşı sarımsak yenirse kuduz olmaktan kurtulunurdu. Yine sarılık ve kolera tedavisinde sarımsak dışarıdan sürülür veya keskin kokusundan yararlanılırdı.

Yine Sibirya’da, bölge yerlileri sarımsak veya Tcheremissa diye adlandırdıkları bazı Allium türlerini toplarlar ve hastaların tedavisinde kullanırlardı.

Avrupa’nın Güney bölgelerinde ise tarla işçileri sudan gelebilecek infeksiyonlara karşı kendilerini korumak için içme suyunu sarımsakla beraber içerlerdi.

Çekoslavakya’da Erzgebirge köylüleri yıllarca baharatlı sarımsak çorbası içtiler. İki avuç dolusu çok iyi temizlenmiş sarımsak, tereyağı ve tuzla bir süre su dolu bir kapta kaynatılırdı. Bu karışımın sığır etsuyuna benzer bir tadı vardı. Çorba, kızarmış ekmek parçaları konarak yenirdi ve aile sağlığını korurdu. Çorba, yanakları kırmızı yapar, eklemleri kuvvetlendirir ve eve nadiren doktor çağrılırdı.

Ayrıca kuzey İtalya’da Allium sativum fazla içki içmiş kişiye mükemmel bir ilaç olarak verilirdi. Bir çorba kaşığı alkollü kişinin aldığı ezilmiş sarımsak, sinirsel bir etki gösterirdi. Bu drog bu yörede mide hastalıkları için de kullanılırdı. Yine bu görkemli drog, Rus ve Hint halk tıbbında büyük bir popülariteye sahiptir. Nitekim sarımsaklı bileşikler az bir değişimle hep aym kalmaktadırlar.

Hindistan’da sarımsak, şurup kıvamına kadar şekerle kaynatılır ve astımda bir çay kaşığı ile hastaya verilir. Kolera tedavisinde, ya sarımsak Öylece yenir ya da 6 çorba kaşığı havlıcan, 5 çorba kaşığı sarımsak ve birkaç çay kaşığı tuz, güneşte 14 gün tutulur. Yine sarılık için, astımda olduğu şekilde kullanılır. Hindiler sarımsağı, malaryaya (sıtma) karşı da yerler. Ayrıca böcek ısırıkları, sarımsak, tuz, sirke veya tuzdan oluşan bir lapa ile tedavi edilir. Yine yaralar, deri ülserleri, iltihaplar, keten tohumu yağında kızartılmış sarımsakla iyileştirilirler. Aynı tip rahatsızlıklar için bal ve suyla karıştırılmış sarımsak terkibi kullanılır. Diş ağrısı için, bir parça sarımsak kulaklara uygulanır.

Ayrıca ezilmiş tırnak ve parmaklara ezilmiş sarımsak uygulanır. Yine derideki cerahatli kısımlara sarımsak usaresi sürülür.

Rusya’da ballı sarımsak öksürüğe karşı kullanılır. Yine çok inatçı öksürük için bal ve mahleple beraber ezilerek karıştırılmış sarımsak karışımı gereklidir. Ayrıca anjin ve öksürük için sarımsak ve donyağı pomat şeklinde hazırlanır, boyun ve göğse sürülür. Diğer taraftan Rus halk tıbbında sarımsak, barsak kurtları ve kolera için kullanılır.

Balkan yarımadasında, sarımsak, bereket, sağlık ve zenginlik sembolüdür. Bu bakımdan bu muhteşem ilacın Fransız mutfağında olduğu kadar Balkan ülkelerinin mutfağında da önemli bir yeri vardır. Bu ülkelerin halkı bu besini mutfaklarında depo ederler. Jonathan Svvift’e göre, her insan uzun yaşamayı arzu eder. Fakat hiç kimse yaşlanmak istemez. Sarımsak bu duruma karşı bir ilaçtır. Akdeniz bölgesinde sarımsağın kötü kokusu zambak kokusuyla giderilir. Bir Fransız yazarı olan Raspail, sarımsağı fakir insanın kâfuru olarak adlandırdı.

Sarımsak, eski dönemlerden beri Türkler tarafından kullanılan önemli bir ilaç ve mutfaktan eksik etmedikleri değerli bir baharattır. Öyle ki fena kokmasına rağmen Türkler bu droğa çok büyük önem vermişlerdir.

Uygurlar döneminde 8. yüzyılda Asya Türlderi yoğurdu tedavide kullandılar. Kolitde yoğurdu sarımsak kabuğu ve köküyle karıştırarak hastaya verirlerdi.

Karahanlılar döneminde ise 11. yüzyılda Kaşgarh Mahmud’un 1069-1073 tarihleri arasında Bağdat’ta yazdığı Divân-ı Lügat it-Türk adlı eserde beslenme konusunda çeşidi bilgiler verilirken, Türklerin bazı sebzelerin ziraatini yaptıkları belirtilmektedir. Bunlar arasında ıspanak, kamıbahar, kabak, turp, havuç, soğan, sarımsak, patlıcan, hardal, kara pazı, şalgam vb.’lan vardır.

Selçuklu dönemi, Türk Tarihi, İslam tarihi ve hatta dünya tarihi bakımından bör dönem noktasıdır. Türkler şimdi olduğu gibi Selçuklu döneminde de yiyeceklerini hayvanlardan ve bitkilerden sağlıyorlardı. Bu dönemde Türklerin en sevdiği yemeklerden biri de Tutmaç olup; bedeni kuvvetlendirici ve uzun süre tok tutucudur. Bu yemeğin ana malzemesini buğday unu ve et oluşturur. Undan hazırlanan hamur, yufka gibi açılır, sonra açılan hamur bıçakla baklava biçiminde kesilirdi. Bu parçalara et parçalan konur ve kapatılırdı. Daha sonra bol su ile pişirilen tutmaca sarımsakla karıştırılmış yoğurt katılırdı. Bu yemek gibi birkaç yemek de sarımsaklı yoğurda yenirdi.

Yine 13. yüzyılda ünlü Türk düşünürü Mevlâna Celâleddin Rumî, Mesnevisi’nde patlıcanın sarımsak ve sirkeyle yendiğini şöyle belirtir: “Padıcanın eşi, dostu nedir? Ya sirke, ya sarımsak.”

Sarımsak, Osmanlılar zamanında da hem bir ilaç, hem de baharat olarak kullanıldı. Nitekim 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmed döneminde saray mutfağında kullanılan birçok gıda maddesi arasında, sarımsak da vardı. Bu dönemin önemli hekimlerinden Halimî’nin, Kitab-i Faris-i manzûm-i L-il Halimi adlı eserinde sarımsakla ilgili bazı bilgiler de vardır. Hekim Halimi bilgin, yazar ve birçok dilleri bilen bir hekimdi. Kuvvetli Arapça ve Farsça bilen Halimi, aslen Amasyalı olup tıp öğrenimini Amasya Darüşşifa’sında yaptı. Diğer eserleri arasında Fatih Sultan Mehmed adına yazdığı ve Farsça dizeler halinde düzenlenmiş olan Lutf-u Mehemmed Han adlı tıbbi bir kitabı ile Kaside-i tâiye Şerhi adlı başka bir eseri vardır. Uzun adı Lütfullah b.Yusufîy-ül Halimi olan Halimî’nin sarımsaktan sözeden eseri, Farsça olup birinci kısmı kuramsal, ikinci kısmı ise pratik bilgileri verir. Fatih Camii Kütüphanesi No3639′da kayıüı olan bu kitap, 1458′de yazılmış olup 259 yapraktır. Bu eserde birçok hastalıklar ve bunlar için kullanılacak ilaç tertipleri vardır. Bunlardan bir tanesi solucanları ve diğer küçük askaridleri öldürmek ve düşürmek için kullanılır. 18. Satırdan ibaret olan bu ilaç terkibinde geçen ilaçların adları şunlardır:

Beyaz dut ağacı kabuğu
Eğrelti otu
Mavi gece safası tohumu
Mısır anasonu
Dağ kerevizi
Yabani kekik
Koyun yavşanı
Lâhna
Karpuz suyu
Sirke
Şap
Adasoğanı
Adi nane
Küçük kuzu kulağı
Eftimon
Sarımsak
Bakla tohumu

Yine sarımsak Fatih Sultan Mehmed döneminde saray mutfağında çok kullanılan bir baharattı. Öyle ki padişahın yediği kızartma ve tavuğa piyazla beraber konurdu. Aynca yoğurt ve yumurtalı lapaya da eklenirdi.

Bu arada Fatih Sultan Mehmed döneminde İstanbul’a her taraftan gıda maddeleri gelirdi. Öyle ki İstanbul, sebzeler dışında, yakın yerlerden gelen gıda maddeleriyle geçinirdi. Bu dönemde saray mutfağında kullanılan gıda maddelerinin önemli bir kısmı aşağıdadır.

Hububat ve Unlu Maddeler: Bulgur, pirinç, un, mercimek, nişasta, nohut.

Su: Bazen Uludağ’dan kar halinde de gelirdi.

Sebzeler: Pırasa, lahana, ıspanak, pazı, şalgam, hıyar, soğan.

Yağlar: Zeytinyağı, kuyruk yağı.

Baharat: Misk, safran, zeytin, maydanoz, hardal, sarımsak, kişniş, nane, kimyon, eflak tuzu, sakız, sirke, biber, tarçın, karanfil, anber.

Hayvansal Gıdalar: Yumurta, tavuk, peynir, süt, yoğurt, kaymak, istiridye, karides, paça, tadı su balığı, kaz, sığır işkembesi, bal, av kuşları v.b.’lan.

Yine sarımsak Osmanlı mutfağında olduğu kadar, geleneksel halk ilaçları arasında da baş köşeyi işgal ederdi. Bilindiği gibi Osmanlı tıbbında İslam tıbbının bazı esasları uygulanırdı. Bu esaslara göre insan vücudunda kan, sarı safra, kara safra ve balgam denen dört hılt (humor, sıvı) bulunurdu. Bunlar arasındaki dengesizlik, hastalık meydana getirirdi. Yiyecek ve içecekler organizmada bu sıvıların oluşmasına neden olurlar. Sıvılar sindirilmiş besinlerden olur ve yiyeceklerin özellikleri sıvıların özelliklerini saptarlar.

Osmanlı tıbbında beslenme, sindirim ve diet konulan sağlık ve hastalık açısından büyük önem taşırlar. Uygun beslenme sağlık açısından önemlidir ve hıltların dengesini sağlayarak sağlıklı bir ortam oluşturur. İnsanın beslenmesi için gerekli gıdalardan bazılarının kuvvetleri çok, bazılarının ise azdır. Yemeklerin zıt olanını yemek de önemlidir. Örneğin marul, kabuk v.b.’lan gibi sebzeler yenirse bunların zararından kurtulmak için üzerlerine sarımsak, soğan, nane vb.’lan gibi droglar alınmalıdır. Yine besinler sıcak veya soğuk tabiatlı olabilirler. Örneğin marul, kabak, v.b.’lan soğuk tabiadı sebzelerdir. Sıcak maddeler ise yemeklere konan baharatlar olup bunlar, zencefil, biber, kuru kişniş, kimyon, tarçın, soğan, sarımsak v.b.’larıdır. Yine mevsimlerin yemeklerle ilişkisi olup, ilkbaharda kan yapıcı maddeler alınmalıdır. Yazın ise safra yapan yiyecekler alınmamalıdır. Yazın soğukluk veren besinler kullanılmalıdır. Bu mevsimde baharatiı yiyecekler yenmemelidir. Sonbaharda kuru ve tuzlu maddeler alınmamalıdır. Kış mevsimi balgamı arttırıcıdır ve bu nedenle sarımsak, soğan yenmeli, baharatlı yemekler tercih edilmelidir. Kebap çeşideri, pirinç yemekleri ve tatlılar da yenilmelidir. Bu dönemlerde kokulu ot ve baharaüara ıssı ot da denirdi.

Bütün bu kullanılan Osmanlı Sarayı’ndaki yemeklerle bugünün Anadolu’sundaki yemek çeşideri arasında bir benzerlik bulunmaktadır. Topkapı Sarayı’na ait mevsimlere göre düzenlenen yemek listelerinde, dört mevsime uygun gıdalar görülmektedir. Bunlar arasında sarımsak da vardır. Bu muhteşem drog, ilkbahar, yaz ve sonbahar listelerinde yoktur. Fakat kış listesinde Perşembe gününe ait yemek çeşitleri arasında bulunur: bugüne ait yemek isimleri arasında şunlar vardır: Sarımsaklı dâne (tane) pirinç, pırasa kalyesi, köfte kebâb, sâde pirinçsiz tavuk çorbası, tavuk kebâb.

Yine 16. yüzyılda Hekim Nidâî (? -?)’nin yazdığı Menâfi ün Nâs adlı Türkçe tıbbi yazmada sarımsaktan da sözedilir. Nitekim sarımsak yarım başağrısına kullanılır. Bunun için birkaç diş sarımsak dövülür, sonra suyu sıkılır ve bu sudan buruna çekilir.

Sarımsak 17. yüzyılda da ülkemizde çok kullanılırdı. Hekim Zeyhelâbidin bin Halil (? – 1646)’in Şifâ al-Fu’âd li Hazret-i Sultan Murad adlı eseri, 17.y.y.’da Sultan Murat IV (1623-1640) adına yazılmış olup çeşidi gıdalardan ve yiyecek ve giyeceklerle ilgili halk sağlığı bilgilerinden bahsetmektedir ve 15 fasıl (kısım)dır. Bu kitapta sarımsakla ilgili bazı bilgiler vardır.

Kitabın dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci bölümlerinde gıda maddesi olarak kullanılan sıcak ve soğukkanlı hayvanların ederinden söz edilmektedir. Yazar, dördüncü fasılda: “Koyun eti insanın mizacına muvafıktır (uygundur). Bir yaşında koyuna tavuklu derler. Koyun eti tiz hazmolur, parça, başdan latifdir, işkembe, sirke ve sarımsakla İslah edilir. Hayvanın içinde olan azasından taşrada olan azası latifdir. Koyun eti kanı ziyade edüb adamın hararetini arttırır ve dahi bedene kuvvet verir. Koyun etini kebab edip yemelidir” demekte ve daha sonra keçi eti, oğlak eti ve buzağı etinin de bedeni kuvvetlendirdiğini bildirmektedir. Yazar, ayrıca buzağı etinin, sığır, koç ve keçi etlerinden daha iyi olduğunu belirtmektedir.

Zeynelâbidin bin Halil, kitabın onbirinci faslında, bazı sebzelerden ve yararlarından söz etmektedir. Bu ünlü hekim, marul hakkında “Marul, tiz hazmolur, adamın uykusunu getürür, marulu çok yemek, göze zarar verir, hatunların sütünü arttırır” diye yazmaktadır. Gerçekten de marul, Lactuca sativa L. (Compositae) bitkisinin yapraklan olup çok eski zamanlardan beri Anadolu’da yetiştirilmektedir. Nitekim marul (Herba Lactucae sativae), bugün de başağrısım kesici, süt arttırıcı ve hafif müshil etkilere sahiptir. Ayrıca sebze olarak revaçtadır ve Bostan Marulu olarak da bilinir. Yazar, kereviz hakkında da çok değerli bilgiler vermektedir: “Kereviz, sidüğü tutulan adama verseler, bevlin (idrarın) yolunu açub sakin eder ve dahi ağız kokusunu güzel eder, adamın zekasını arttırıp hafızasını ziyade eder, soğuktan olan diş ağrısına dahi nâfıdir”. Gerçekten de kereviz bugün de idrar arttırıcı, gaz söktürücü olarak kullanılır. Zeyne-lâbidin bin Halil, maydanoz, semizotu, tere, ıspanak, pazı, lahana, kabak, nane, patlıcan, turp, şalgam, havuç, soğan ve sarımsak hakkında da bilgiler verir: “Maydanoz, ağız kokusunu keser, taamı (yemeği) tiz hazmettirir, böbrek taşını eritir. Ispanak yemek, muvafıkdır, ama adama hararet verüb suyu ziyade ıçürür. Pazı, öksürüğe nâfıdir. Kabak, mide içinde durmayup tiz çıkar, balgamdan hasıl olan yaramaz illetleri giderir. Dimağı çevik edüb aklı ziyade eder. Nane, mideye kuvvet verir, balgamı kat’eder (keser). Batlıcan (padıcan), eğer yağ içinde pişirilirse yumuşaklık verir. Turb (turp), mideye kuvvet verir. Şalgam, geç hazmolur, semizotu ile pişirmelidir. Havuç, etibbâ buna zenebilül arz (arzın zencebili) derler. Soğan, gıdaiyeti çoktur, balgamı keser. Sarımsak, akrep sokana nâfıdir (yararlıdır).

Sarımsak bitkisinden bazı botanik kitaplarında da önemli bir bitki olarak sözedilir. İbrahim Hakkı’nın 1927 tarihinde yazdığı Nebatlar İlmi adındaki kitapta, sarımsak hakkında şunlar yazılıdır: “Menşei (kaynağı) Orta Asya olan bu nebat, topraktan çıkarıldığı zaman yaprakları koparılıp atılmaz, saç örer gibi örmek suretiyle dizi haline getirilir. Sarımsak çiçekleri meyva meydana getirirler ve küçük, beyaz renkte olup sarımsağın kokusunu taşırlar. Meyvelerinden sarımsak nebatı (bitkisi) husule geldiği (meydana geldiği) gibi, bu tomurcuklar de ekildiği zaman yine sarımsak nebatı olur. Bir sarımsak nebatı birçok dişler vücuda getirir ve her diş toprağa dikilince yeni bir sarımsak nebatı olur. Sarımsak yakıcı bir lezzete sahiptir ve bu, özellikle havi olduğu (taşıdığı) maddelerin tesiriyledir.

Yine Şerafeddin Mağmumi’nin 1910 tarihli Kamus-u Tıbbi adlı sözlüğünde sarımsak hakkında şunlar yazılıdır: “Ail: sarımsak, bir cins nebat olup gayet keskin bir uçucu yağ hâvidir. Yemeklere baharat olarak katılır. Dahilen tenbih edici (uyarıcı)dir.

Sarımsak, önemli bir baharat ve ilaç olarak macun denilen preparatların da bileşimine girerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda Topkapı Sarayı’nda hekimbaşılar ve yanlarında çalışan diğer.hekim, cerrah, kehhal (göz hekimi) ve eczacılar, hem sarayın, hem de halkın sağlığı ile ilgilenirlerdi. Sarayda hazırlanan ilaçlarda çok ünlüydüler ve halk da bunlara rağbet ederdi. Bu ilaçlar arasında kırmız, hazine yağı, bazı macunlar ve şerbetier vardı. Macunlar çeşidi şekilde hazırlanırdı. Bunlar arasında Padişah Kuvvet Macunları önemliydi. Nitekim macun tipi preparatlar bugünün übbında da kullanılmakta olup tarihi ilk çağlara kadar gider. Şerbeder de cinslerine göre, özelliklerinden yararlanılan preparadardı. Özellikle Topkapı Sarayı’nda bu cins ilaçlar çok yapılır ve bunların hazırlanması merasime tabi olurdu. Padişaha ait ilaçlar başkalarının huzurunda ve hekimbaşı tarafından hazırlanırdı. Sonra süslü kaplara konur, üzerleri kumaşla sarılırdı. Başlala ile birlikte hekimbaşı tarafından mühürlenerek takdim olunurdu. Bu ilaçlardan kırmız, bir uzman önderliğinde, enderunda ilkbaharda yapılmaya başlanır ve özenle hazırlanırdı. Halk, kırmızı, saray mensuplarına başvurarak saraydan elde edebilirdi. Kırmız dışarıda yapılmaz ve satılmazdı. Kırmız’ın bileşiminde diğer droglarla beraber sarımsak da vardı. Kırmızın hazırlanması genellikle şöyledir: Gelincik çiçeği (5 okka) yıkanır. İçi sırlı büyük bir kavanoza konur ve üzerine 1500 tane limon sıkılırdı. Karışımın kabarmaması için arasıra karıştırılır ve 40 gün bekletilirdi. Daha sonra bunun için kımız, 50 dirhem, lacivert çivi t, ağaç kavunu çekirdeği, şeftali çekirdeği, ak zencefil, hindistan cevizi, sarımsak, papatya, pelin, biberiye, şahtere, ekşi nar kabuğu, oğul otu, beşer dirhem, maştaki, tatlı turunç kabuğu, hünnab kurusu, gül kurusu, tarçın, deniz kadayıfı, limon çiçeği, sinameki, havlıcan, mercan kükü, ak zambak, onar dirhem, yeni bahar, ada çayı yirmişer dirhem, yasemin çiçeği, hatmi çiçeği, ıhlamur, kantaron, nane, yirmibeşer dirhem, kebabiye, anason, .çörekotu, altınbaş tiryak, mahmudiye, şeftali çiçeği, rezene, ağaç salkımı çiçeği, beşer dirhem, ödağacı, hint yağı, dörder dirhem, ak amber, iki dirhem, şeker, üç okka, gülsuyu, bir okka, çiçek suyu 200 dirhem, süzülmüş bal, 100 dirhem, şam nöbet şekeri, 100 dirhem, sümüklü böcek, dokuz tane gibi droglar konur ve güneşte yedi ay tutulurdu. Daha sonra karışım süzülür ve şişelere konurdu. Kırmız, sar’a hastalığına karşı kullanıldığı gibi, kalbi kuvvetlendirir. Ayrıca bayılmaya karşı verilirdi ve vücudu kuvvetiendiriciydi.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- Kulak ağrısında bir diş sarımsak pişirilir, zeytinyağına batırılır ve kulağa konur.
2- Kulak ağrısında sarımsak kulağa sarılır.
3- Yine kulak ağrısında sarımsak suyu damlatılır.
4- Kulak ağrısı için sarımsak ve öd döğülerek bu sıvı kısım kulağa damlatılır.
5- Başağnsına karşı sarımsak suyu buruna çekilir.
6- Diş ağrısına karşı ağrıyan diş kısmı 1 diş sarımsak ile ovulur.
7- Üzümle sarımsak kaynatılır ve gargara yapılır. Yine diğer ağrıyan kısımlar için sarımsak, zeytinyağına bırakılıp pelteleştirilir ve meydana gelen yağ ağrıyan yere sürülür.
8- Sarımsak yağının banyosu romatizmaya iyi gelir.
9- Kronik mafsal rahatsızlıklarında, kol ve bacak karıncalanması olaylarında aç karnına günde bir sarımsak alınması gerekir.
10- Sancılanan insana sarımsak suyu içirilir.
11- Doğumdan sonra çocuğun gözlerine göz hastalıklarını önlemek için sarımsak suyu ile sürme çekilir.
12- Arpacığın üzerine sarımsak sürülür.
13- Toz şeker, sarımsakla dövülür ve göz kapaklarına sürülürse gözdeki kırmızılıklar kaybolur.
14- Saçkıran (saç kelliği) denen deri rahatsızlıklarında sarımsak sürülür. Bunun için saçın döküldüğü deri hafifçe çizilir ve bu çiziklere ortasından kesilmiş bir diş sarımsak kuvvetle sürülür.
15- 1 baş sarımsak dövülür, bir fincan zeytinyağı ile karıştırılır ve saç diplerine sürülür.
16- Ekzemaya karşı 3-5 baş sarımsak dövülür, suyu çıkarılır ve sürülür.
17- Ateş düşürücü olarak bir baş sarımsak, bir miktar alkolde bir ay bekletilir ve bu sıvıdan bir bardak suya birkaç damla eklenerek hastaya içirilir.
18- Ateşli hastaya sarımsaklı yoğurt sürülür. Soğuk algınlığında ise enginar yaprağı ve sarımsak dövülür, torba yoğurdunun içine karıştırılır. Bu karışım, iki tülbent arasına konularak hastanın bileklerine ve ayaklarının altına uygulanır.
19- Sıtma tedavisinde üç diş sarımsak tırnak dokunmadan soyulur ve üç gece soğukta bırakılır. Bunlar üç sabah hastaya yutturulur.
20- 250 gr.sarımsak, havanda ezilir, suyu çıkarılır, bu sıvı kısım tülbentten süzülür ve sıtmalı hastaya içirilir. Bir baş sanmsak, bol tuzla dövülür, sirke ile karıştırılır, üç gün sabahlan sıtmalı hastaya içirilir. Yine sanmsak, kimyon ve tuz karıştırılıp sıtmalı hastaya yedirilir.
21- Nezleye karşı bir diş sarımsak tuzla ezilir, bir su bardağı su ile karıştırılır ve ince bir tülbentten süzülür. Bu tuzlu su buruna çekilir.
22- Öksürüğe karşı sarımsak pişirilip yenir.
23- Göğsü yumuşatmak için birkaç diş soyulmuş sarımsak, bir cezve sütle kaynatılır, süzülür, süzüntüye birkaç kaşık bal konarak hastaya içirilir.
24- Nefes darlığı için az miktarda bal, yine bir miktar sarımsak ve zeytinyağında kavrulup yenir.
25- Tüberküloz tedavisinde sabahlan aç karnına sarımsak yenir.
26- Bir miktar sarımsak ve su imbikten çekilir. Sabahları birkaç damla vereme karşı içilir.
27- Tansiyon düşürücü olarak hergün 1-2 diş sarımsak yenir.
28- Birkaç diş sarımsak zeytinyağında ezilip tansiyon için içilir.
29- Tansiyon düşürmek için yoğurda az oranda su eklenerek ayran yapılır ve bu ayran, rendelenmiş sarımsak üzerine eklenir. Bu sarımsaklı ayrandan hergün bir bardak içilir ve bu tedaviye 1 hafta devam edilir. Bu terkip halk arasında çok kullanılan ve yemekler arasında içilen bir ayran çeşididir.
30- Damar serdiğinde 10-20 baş sarımsak dövülür ve suyu çıkarılır. Sarımsak suyundan hergün aç karnına 1-3 çay kaşığı içilir.
31- Sarımsaklı yoğurt, yumurta ile çırpılır, felçli kısma sarılır.
32- El, ayak titremesi için bol sarımsak yenir.
33- Hazmsızlık için bir miktar sarımsak kaynatılır, bu sudan arpa unu ile hap yapılır ve bir miktar yutulur.
34- Zayıf kimselere de kuvvetlendirmek için sarımsak verilir.
35- Barsak bozukluklarında yedi gün sabahlan kahvaltıdan önce üçer diş sarımsak yutulur.
36- İshale karşı beş tane mazı, 5 diş sarımsak, ateş üzerinde gözlenip dövülür, hap yapılarak günde dört tane alınır.
37- Barsak parazitlerine karşı ise sarımsak dövülüp yenir.
38- Barsak parazitlerinde aç karmna 100 gr. kabak çekirdeği içi ve sonra sarımsaklı yoğurt yenir.
39- Basur tedavisinde ise sarımsak suda kaynatılıp buharına oturtulur.
40- Basurda sanmsak dövülüp kahve ile karıştırılır ve ufak haplar yapılarak aç karnına 1-2 tane hastaya verilir.
41- Sanlık tedavisinde dil altına iğne ile delinmiş sarımsak konur. Çünkü bu droğun vücuda giren kötü ruhları çıkardığına inanılır. Sarımsağın iğne ile delinmesi keskin kokusunun daha fazlalaşması ve böylece daha etkili olması içindir.
42- Sanmsak, sarılıklı hastanın başına konur. Gece yatarken 3-5 tane sarımsak yenir, sabahleyin buruna sirke çekilir. Ayrıca iyileşmesi için hamamda sarılıklı hastamn vücuduna sarımsaklı yoğurt sürülür.
43- İdrar zorluğunda sarımsak hergün yenir.
44- İdrar zorluğunda şarapla sanmsak suyu kaynatılıp bu suyla kasığa ve vulvaya masaj yapılır.
45- Şeker hastalığında sabahları ufak bir parça yutulur.
46- Güneş çarpmasında sarımsak, soğan ve söğüt yaprağı ile dövülüp hastanın tepesine konur.
47- Çıbanda sarımsak ezilerek sürülüp bağlanır.
48- Dolamaya karşı sarımsak dövülür, içine tuz konarak parmağa sarılır.
49- Sarımsağın önemli bir özelliği de antidot etki yapmasıdır. Bunun içir sarımsak dövülür, sirke ile karıştırılıp içilir.
50- Sarımsağın halk arasında kullanılan ilaç tipleri arasında en çok usaresi, şurubu ve hulasası bilinir. Sanmsak şurubu hazırlamak için 100 gr. parçalanmış sanmsak, 200 gr. su ve 200 gr. şeker ile bir süre bekletilir, süzülür ve şurup elde edilir. Sarımsak usaresi (ekstresi) hazırlamak için de bir miktar drog havanda ezilir, sıkılarak alınan usarenin 1 gr. miktarı 10 gr. su ile sulandırılır ve bu karışıma usarenin bozulmasını önlemek için 10 damla kadar alkol konur. Bu usare dışarıdan saç hastalıklarının (saçkıran vb.lan) tedavisinde saçlı deriye sürülür.
51- Hulasa için 100 gr. sarımsak başı ezilir, üzerine 10 gr. alkol konur, karışım 1 gün bekletildikten sonra bezden süzülür, elde edilen hulasadan günde 3 kez 15-20 damla tansiyon düşürücü olarak alınır.
52- İnsan vücudunu çeşidi hastalıklara karşı koruyan ve onu dirençli hale getiren sarımsağın genelde öğle yemeklerinde 2-3 diş olarak yenmesi gerekir. Ağıza alınan sarımsak parçasının yakıcılığı bir lokma ekmekle yenirse azalır ve bunu iyice çiğnemek gerekir.
53- Diğer bir yeme şekli de şöyledir: 1-2 diş sarımsak  iyice  ezilir,  maydanozla  karıştırılır, üzerine zeytinyağı konur, tekrar ezilerek karıştırılır ve bu karışım sabahları bir dilim ekmek üzerine sürülerek yemir. Bu şekilde yenilen sarımsağın kokusu da azalır. Ayrıca sarımsak yendikten sonra elma, anason veya karanfil tanesi yenirse koku giderilir.

Modern Tıptaki Yeri: Halk arasında çok çeşidi gayelerle kullanılan sanmsağın bütün kullanım şekillerinin birçoğu bugünkü modern tıp tarafından kabul edilmektedir. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda modern tıp ilmi tarafından değeri daha iyi anlaşılan sarımsak, dispeptik problemler ve diareye karşı karminatif, bakteriyel, fungal ve viral infeksiyonlar için antimikrobik olarak ve barsak parazideri için ise, kurt düşürücü gaye ile eskiden olduğu gibi bugün de kullanılmaktadır. Son yıllarda sarımsağın çok önemli bir drog olduğu daha iyi belirlendi. Çünkü sarımsağın arteriyoskleroz’daki mükemmel etkisi yanında, yüksek kolesterol ve trigiiserid düzeylerini düşürme yeteneği, tansiyon düşürücü (hypotensive), antikarsinojenik ve yüksek kan şekerine karşı antidiabetik etkileri vardır.

Sarımsak aynı zamanda thrombosit agregasyonunu durdurur ve fîbrinolisisi aktive eder. Sarımsağın tıbbi etkileri üzerinde çeşitli çalışmalar yayınlanmakta ve yeni incelemeler yapılmaktadır. Taze sarımsak birçok insan tarafından fazla miktarlarda alınınca nahoş kokusu nedeniyle benimsenememekte ve bir daha kullanılmamaktadır. Çünkü etkileri ve yararlılıkları açısından muhteşem olarak tanımlayacağımız bu droğun bu sıfatına aykırı kötü bir şöhreti vardır ki o da insanlarca fena karşılanan etkileyici kokusudur. Ancak bugün sarımsağın mantıklı oranlarda hazırlanmış farmasötik preparadarı, iyi tolcre edilmekte ve kokusu ile ilgili yakınmalar ortadan kalkmaktadır.

Sarımsak tedavisinin kontrendikasyonları pratik olarak bilinmez. Az miktarda kullanım, özellikle midebarsak iltihaplarında ve irritasyonlarında önerilir.

Bir Cevap Yazın