Tuz

tuz

(Natrii Chloridum)

Kimyasal Özellikleri: Latince adı Sodii chloridum olan tuz, sodyum klorür olup beyaz billurlar halindedir. 3 kısım su ve 10 kısım gliserinde çözünür, alkolde çözünmez.

Kullanılışı: Tuz, eski dönemlerden beri gerek bir besin maddesi, gerekse bir halk ilacı olarak çok kullanılır. Bu arada tuzla ilgili bazı tekerlemeler, halk arasında ve özellikle Sivas’ta çok yaygındır. Örneğin “Dünyanın tadı tuz, o da alayından ucuz” tekerlemesi yemeklerin bu maddeyle tadlandığını ve tuzun ucuzluğunu belirtir. Sivas’ta “Aş tuzu ile, tuz kararı ile” denir. Yine tuzun önemi şu tekerlemelerle de bellidir. “Tuzdan leziz, sudan aziz bir şey yok”, “Tuz yükü ağır olur”, ana ile kız, yara ile tuz.”Bu son tekerleme de tuzun yaralarda kullanılabileceğini belirtir. Yine: “Tuz ekmek hakkı” sözü de ihsan ve minnettarlığı belirtir. Aynca konukseverliği belirtmek için “Tuz, ekmek yedim” deyimi kullanılır. Tuz, dışardan ağn ve yaralara sürüldüğü, kanı durdurucu olarak da kanayan yere uygulanır. Yine nezle tedavisinde salgı azaltıcı olarak kullanılır. Tuz, deri hastalıklarının tedavisinde de revaçtadır. Bu nedenle uyuz hastalığına karşı hazırlanmış pomatların bileşimine girer.

Tuz (Natrii Chloridum), eskidenberi gerek besin maddesi, gerekse halk ilacı şeklinde oldukça fazla kullanılmaktadır.   Eski  Mısır’da  Ebers   Papirusu’nda (M.Ö. 1500) kayıtlıydı. Ebers Papirusu’ndan alınan bir reçete örneğine göre, kabızlık tedavisinde bir miktar taze hurma, deniz tuzu ve su ile karıştırılır, bu karışım pişirilir ve kaynamış sudan hastaya verilir. Yine bir miktar pelinotıı, bal, kereviz, kimyon ve deniztuzu karıştırılıp supozituar şekline getirilir ve hastanın rektumuna uygulanır. Roma’da Dioscorides (M.S. I .y.y.)’in Materia Medica’sında kayıtlı, madensel ilaçlardan biri olan bu maddeyi insanın ne zamandan beri kullanmaya başladığı bilinmemektedir. Ayrıca eski Romalı hekimlerden Pliny (M.S. 23-79), Bion adı verilen tuzlu tıbbi şaraptan söz eder ve damlagut hastalığında şarap, bal ve tuzdan yapılmış bir preparatı önerir. Yine ortaçağda İslam dünyasında ünlü Arap filozofu ve yazan Abu Yusuf Ya’qup Ibn İshak al-Kindî (M.S. 800-870), Akrabadin’in 68.kısmında, çürük dişlerin tedavisinde kullanılacak bir karışımdan söz eder. Bu karışıma göre, bir miktar kara halile (Black Myrobalan), meşe, seylantarçını ve tuz karıştırılıp ipek bezden elenir ve hastanın dişine uygulanır. Yine kulak ve boğaz ağrısı için sarı halile, kara halile, sumak, meşe, seylantarçını ve tuz karıştırılır. Sonra bu karışımla gargara yapılır. Migren ve epilepsi tedavisinde, susam tohumu, uzun biber, ebucehil karpuzu, şeker ve tuz havanda kanştırılır ve dövülür. Sıcak su eklenir ve pilül haline getirilerek hastaya verilir. Ünlü İslam hekimlerinden Ebül Kasım Zehravi (M.S. 854-932), Al-Tasrif fit-Tıb adlı eserinde, diş çekiminden sonra, hastanın ağzının tuz, şarap ve sirke karışımıyla çalkalanması gerektiğini yazar.

Tuz, eski Türklerin de önemli bir besin ve tedavi maddesi idi. VII. yüzyılda Uygur Türkleri, kayatuzu, yalgagu, adi tuz, yadigtuzu gibi çeşidi tuzlar kullandılar. Tuz Osmanlı Türkleri döneminde dö önemli bir besin maddesi olarak kullanıldı. Nitekim iklim koşullarına ve toprağın jeolojik yapısına tabi bulunan tuz üretimi bakımından Osmanlı İmparatorluğu çok uygun bir coğrafi konumda idi ve tuzu bol olan bir ülke sayılırdı. Tuzun elde edilmesi, nakliyatı ve ticareti, oldukça geniş bir kitleye iş olanağı sağlamaktaydı. Bu nedenle imparatorluğun mali kaynakları arasında önemli bir yere sahipti. Ülkemizde Eflak’tan gelen tuz, Eflak tuzu, Konya’dan gelen tuz ise halk arasında Hacıbektaş tuzu olarak bilinirdi. Örneğin 1696 tarihli hüküm müsveddesinde, kaya tuzuna olan gereksinimden dolayı Eflak ve Silistre’den tuz getirilmesi gerektiği yazılıdır. 1832 tarihli bir belgede ise İzmir, Batnos ve Foçalar tuzlarından söz edilir. Yine aktar dükkanlarının da çok bilinen bir maddesi olan tuz, 1690-1691 tarihli bir aktariye ve 1774 tarihli bir ecza defterinde kayıtlıdır.

Türkçe tıp yazmalarında da tuzdan söz edilmektedir. XV. yüzyılda Eşref bin Muhammed, yeni doğmuş çocuğun bedenine hava dokunmasın diye tuz saçıldığını yazmaktadır. XVI. yüzyılın ünlü Türk Hekimi Nidâî (1512- ?), tuzu bel ağrısında kullandı. Bunun için bir miktar turp rendelenip, üzerine eflaktuzu saçılır ve bele bağlanır. Yine aynı yazar, ağız ve dudak yaraları için bir miktar şapın tuz ile beraber dövülerek yakıldığım ve sonra ağızda tutulduğunu bildirmektedir. XVII. yüzyılda ise Salih bin Nasrullah, bu droğu sindirimi düzenleyici, yara iyi edici ve dişeti kanamalarını durdurucu bir madde olarak tanımladı. Drog, 1874 tarihli Düsturü’l Edviye’de adi tuz diye kayıtlı olup, Mustafa Hami Paşa, Kanun-u Sıhha (1870) adlı kitabında normal oranda tuz alınmasının sindirimi düzenleyeceğini yazmaktadır. Yine Dr. Şerafeddin Mağmümi’nin yazdığı 1910 tarihli Kamus-u Tıbbi adlı eserde, tuzun kimyasal özelliklerinden söz edilmekte ve tuzun sindirim için gerekli olduğu, bazı diştozlarının bileşimine girdiği belirtilmektedir.

Geleneksel Halk Reçeteleri:

1- Saç kepeği için, kepekli yere önce tuzlu su sürülür, sonra temiz su ile yıkanır.
2- Saçkıranda ince tuza batırılan sarımsak, saçın döküldüğü yere sürülür.
3- Siğilde, siğilin ucu bıçakla kanatılır, üzerine tuz ekilir.
4- Yanık yere tuzlu su sürülür.
5- Bir baş soğan, bir avuç tuzla dövülür, bir bez arasına konup lapa yapılır ve yaraya sürülür.
6- Yeni doğmuş çocukların koltuk, boyun, göbek gibi kısımlarında yara olmaması için bu bölgeler tuzlu beze sarılır.
7- Romatizma tedavisinde, ağrıyan yere amerikandan torba içinde ısıtılmış tuz konur.
8- Yarım limona bir miktar tuz konur ve hafif ateşte pişirilir ve sonra limonun iç kısmı ağrı ve sızı olan yerlere sürülür.
9- Bir havluya sürülen tuzlu limon, ağrıyan sırta konur.
10- Diş ağrılarında ise sanmsak, sirke, tuz ve bal karıştırılır, pomat yapılır ve çürük dişe sürülür.
11- Göz ağnsı için göze yumuşak tuzlu su damlatılır.
12- Tuzlu su kulak ağrısında kullanılır.
13- Dişeti ve burun kanamalarında kanayan yere sürülür.
14- Düşme sonucu olan şişliklerde bir miktar kavrulmuş tuz, sulandırılarak o kısım sarılır.
15- İncinme ve burkulmalarda, kıyma ile tuzlu soğan karıştırılıp bağlanır. Bademcik şişini gidermek için tuza batırılmış başparmak bademciğe bastırılır.
16- Bademcik şişini gidermek için tuza batırılmış başparmak bademciğe bastırılır.
17- Burun kanamalarında, buruna tuzlu su sıkılır.
18- Kanayan dişe tuz bastırılır.
19- Anne sütünü azaltıcı olarak bir miktar tuzlu nane dövülür ve anne memesine vurulur.
20- Nezlede salgı azaltıcı olarak tuzlu su buruna çekilir.
21- Soğuk algınlığında iki kg.’lık ılık suda yarım kg. tuz eritilir ve bununla banyo yapılır.
22- Bulantıya karşı bir bardak suda 5 g. tuz eritilir ve bundan bir miktar alınıp, üzerine bir bardak su içilir.
23- Böceğin soktuğu yer, soğuk tuzlu su ile yıkanır.
24- Heyecandan ileri gelen spazmlarda, 10 g. adi mutfak tuzu, 100 g. suda eritilir, dörde bölünür, bir kısmı içilir, üzerine bol su içilir.

Modern Tıptaki Yeri: Tuzun salgı arttırıcı, kanamayı durdurucu etkileri modern tıp tarafından da bilinir. Bilindiği gibi tuzun osmoz üzerine büyük etkisi vardır. Mide salgısını arttırır. Yüksek dozda ise purgatif ve kusturucudur. Organizmanın su eksikliğinde enjekte edilir. Böbrekleri bozuk olanlara enjekte edilemez. Kanamadan dolayı düşen tansiyonu izotonik çözelti normal duruma getirir. Aynca sodyum klorür eksikliğinden ileri gelen kusmalara karşı hipertonik sodyum klorür çözeltisi kullanılır. Türk kodeksinde kayıdı olan Injectabile Sodii Chloridi İsotonica, Injectabile sodii chloridi composita, Solutum Injectabile hypertonicum natrii chloridi adlı preparatları vardır. Droğun salgıyı azaltıcı özelliği mukoza üzerine yaptığı irkiltici etkiden ileri gelir.

Bir Cevap Yazın